''Tanrı yı keşfimin doğaüstü fenomenden hiç bahsetmeden tamamen doğal bir düzeyde gerçekleştiğinin altını çizmeliyim.Geleneksel olarak doğal teoloji denen bir uygulamaydı.Bilinen dinlerin hiçbiriyle bir bağlantısı olmadı.Ayrıca Tanrı'yla ilgili kişisel bir deneyimim yada doğaüstü veya mucizevi denecek türden bir deneyim yaşadığımıda iddia etmiyorum.Kısacası Tanrıyı keşfim inancın değil,muhakemenin yolculuğudur ''
Antony flew Dünyanın en ünlü eski ateisti yukarıda yazdıklarım ateizmden döndükten sonra yazdığı (benim bildiğim) ilk kitabı ''Yanılmışım Tanrı Varmış'' dan alıntı paylaşmak istedim, son derece güzel ve tatmin edici bir kitap sadece savunduğu argümanı savunurken kullandığı materyalin, kanıtın gücü değil edebi üslubuda harika, ara ara kitaptan önemli gördüğüm bölümleri aktaracağım ama yinede kitabın lisanslı bir kopyasını edinmenizi öneriyorum.
21 Aralık 2008 Pazar
Yanılmışım Tanrı Varmış
Etiketler:
Antony flew,
Ateizm,
Darwin,
Dinler,
Hristiyanlık,
İslam,
Kitap,
Müslümanlık,
Son çıkan kitaplar,
Tanrı,
Yaratılış
04 Eylül 2008 Perşembe
HAYAT NEDEN BİLGİYE DAYALI ?
Hayatın kökeni yeryüzü tarihi boyunca her aklı başında insanın durup düşündüğü bir konudur, ilgilenenler için söylemek gerekirse hayatın
kökeni karmakarışık, bir pratik karşılığı olmasada teorik bir açıklamanın dahi yapılamadığı belkide yeryüzü tarihinin en zor sorusudur,
bu kökenler konusu anlatmak istediğim konuyla alakalı bir konudur ancak kökenler probleminide işin içine katmak esas anlatmak istediğim konu, hayatın altyapısının bilgi üstüne kurulduğu gerçeği
için can sıkıcı bir detay olacak onun için belki bir sonraki yazıya diyerek hayatın biyokimyası üzerinde duralım ve tüm hayatı ele alalım....
Hayat yeryüzünde ilk kez 3,8 milyar yıl önce tek hücreli Prokaryot* canlılarla başladı izleyen dönemde Ökaryot** canlılar ilk çok hücreliler, ilk kompleks
çok hücreliler, iki yaşayışlılar*** kara canlıları vs hayat tarihinde görülmeye başlandı milyonlarca canlı yaşadı ve yaşamaya devam ediyor bu canlıların pek çoğuda hem vücut olarak hemde davranış olarak diğerlerinden çok farklı ama farklı olmayan bir şeyleri var kalıtım maddeleri ve biyokimyasal sistemleri (bundan kastım hücre içi taşıma sistemleri,protein üretim sistemleri,bağışıklık sistemi vs ) her canlı hücre çekirdeğinde DNA taşır bu molekül kalıtımın temelidir aslında hayatın temelidirde diyebiliriz biz insanlar DNA mızla veya hücre ve organelleri ile alakalı bir animasyon izlediğimizde çok şaşırırız, hollywood filmi izliyomuşuz gibi gelir bize, aslında hollywood filmlerinden dahada karmaşık ve kompleks filmler üretilir hücre içerisinde ve bu sürekli devam eder hatta kendimizi örnek alırsak 100 trilyon hücremizin hepsinde aralıksız devam eder bu işlemler...
Bu yazının başlığını oluşturan ''Hayat Neden Bilgiye Dayalı'' yazısındaki bilginin ne olduğunu sistem isimlerinden bir kaçını vererek söylemiştim ancak isim vermek örnek vermek gibi olmayabilir, bu yüzden savımın ne olduğunun anlaşılması için olayı bir örnekle açıklamama müsaade edin, anlatmak istediğim olguyu tüm canlıların bedenlerinin inşası için gerekli olan, olmazsa olmaz moleküllerimiz proteinler açısından inceleyelim, protein üretimini inceleyelim, eminim protein üretiminden etkileneceksiniz...
İlk önce şu bilgiyi vermem gerekli sanırım proteinler;Vücudumuzda hemen hemen herşeydir diyebiliriz derimiz kolajen ismi verilen proteinlerden oluşmuştur,saçlarımız keratin ismi verilen proteinlerden oluşmuştur örnekleri çoğaltabiliriz,peki bu şeyler nasıl üretiliyor?
vücudumuzda üretilecek,ihtiyacımız olan her proteinin bilgisi DNA mızda saklıdır hücre eğer birgün gerekli sinyalleri alırsa(aslında her zaman alır ama ben örneğin anlaşılması açısından böyle diyeceğim) bu ihtiyacı ifade eden bir mesaj, üretimi gerçekleştirecek olan hücrelerin çekirdeklerinde bulunan DNA molekülüne ulaştırılır bu aşamadan sonra DNA daki bilginin doğru bir şekilde okunması gerekir, protein DNA daki bilgiye göre üretilecek ama o bilgiyi kim okuyacak işte bu kısımda devreye RNA polimeraz isimli bir enzim girer Bu enzimin yaptığı iş son derece zordur. Herşeyden önce, 3 milyar harften oluşan DNA molekülünün içinden, üretilecek proteinle ilgili gerekli harfleri seçip alması gerekmektedir. Polimeraz enziminin 3 milyar harften oluşan DNA molekülünün içinden, birkaç satırlık bir bilgiyi bulup çıkarması, 1000 ciltlik bir ansiklopedinin herhangi bir sayfasına saklanmış, birkaç satırlık özel bir yazıyı hiçbir tarif olmadan o anda bulmaya benzer.Kopyalama işlemine başlanmadan önce yine çok hassas bir işlem gerekmektedir DNA nın birbirine girmiş harflerinin DNA ya zarar vermeden açılması gerekmektedir yine gözüpek molekülümüz RNA polimeraz enzimi bu aşamadada iş başındadır RNA polimeraz, kodlanacak genin başlangıcından 35 harf öncesine bağlanarak, sarılmış merdiven gibi olan DNA'nın basamaklarını bir fermuarı açar gibi açar. Bu açılma çok hızlı yapılır. Öyle ki, bu hızdan dolayı DNA'nın ısınıp yanma tehlikesi oluşur. Ama sistem öylesine mükemmel düzenlenmiştir ki, bu tehlike de düşünülmüştür. Önceden alınan bir dizi tedbir sayesinde yanma tehlikesi ortadan kaldırılır; özel bir enzim sanki oluşabilecek tehlikenin farkındaymış gibi, gidip DNA'nın açılmış olan sarmalının iki ucunu tutarak bu sürtünmeye izin vermez.Bu enzimler olmasa "mesajcı RNA" olarak adlandırılan sipariş fişinin kopyalanması mümkün olmaz bu aşamadada bir kaç engel daha vardır istenilen proteinin amino asit dizilimini içeren bilgi büyük DNA molekülünün herhangi bir bölgesinde bulunabilir. Bu durumda farklı yerlerde bulunan bilgileri, yani amino asit dizilimini işaret eden şifreleri kopyalamak için polimeraz enzimi ne yapacaktır?
bu aşamada çok ilginç bir durum meydana gelir DNA sanki sıkıntıyı anlamış gibi bükülerek, istenmeyen şifre dizisinin olduğu bölümü dışarı doğru kıvırır. Böylece ardı ardına okunması gereken, ama arada başka şifreler de olduğu için birbirlerinden uzak kalan şifre dizilerinin uçları birbirleri ile birleşir. Böylece kopyalanması gereken şifreler tek bir hat üzerine gelmiş olur. Bu şekilde polimeraz enzimi sipariş fişini üretilecek protein için kolayca kopyalayabilir sistemsel tasarım başarısı bunlarla sona ermez kopyalamanın biryerlerde durdurulması gerekir Proteini kodlayan genin sonunda, o genin bittiğini gösteren bir kodon vardır RNA polimeraz durdurucu kodona geldiğinde, kopyalama işlemini durdurması gerektiğini anlar ve üzerinde protein için gerekli mesajı taşıyan mesajcı RNA ile DNA'dan ayrılır
Aslında yukarıda anlatılan tarif şahsım tarafından oldukça az yer kaplaması için kısaltılmıştır ama bu tarif bile ''Mercedes-benz'' fabrikalarındaki üretimden belkide daha karışık ve komplekstir bu neden böyledir? bu durum sadece protein üretimi için geçerli değildir, aslında neredeyse tüm biyokimyasal işlemler birer moleküler zaferdir buna benzer moleküler sistemlerin kompleks ve kendilerine has yapılarını araştırabilmeniz için yazının sonunda bir link vereceğim ancak konuyu saptırmadan esas oğlanımıza yani sorumuza geri dönelim hayatın yapıtaşları proteinlerdir ve tüm canlılar için protein üretim sistemi genellikle yukarıda anlatılanlar gibidir yani bir nevi olağanüstü fabrika, hayat dediğimiz şeyi vücudumuz sayesinde yürütüyorsak ve vücudumuzun tuğlalarıda proteinler ise neden proteinler bu kadar sıradışı bir sistemle üretiliyor ve neden çok çok çok daha basit ve kör doğa kuvvetlerinden beklediğimiz şekilde kolay bir üretim süreci yer almıyor? Sanırım bu sorunun cevabı insana hayata bakış açısını değiştirebilir?
Hayatın altyapısını felsefi açıdan incelerken kendi kendimizeküçük bir benzetme yapabiliriz sanırım, yukarıda gördüğünüz gibi protein üretimi sistemi için oldukça özelleşmiş bilgi gereklidir hatta o kadar kritik değerdedirki bu bilgiler, herhangi bir hata işe yaramaz bir protein üretilmesine neden olabilir buda hücreyi yüksek ihtimalle ölüme götürür, şimdi kısa bir özetini verdiğim protein üretimine (bundan sonra PÜ diyeceğim kısaca) geri dönelim,belkide masal okur gibi okudunuz tüm süreci ama bir şey gözünüzden kaçmadımı? bir önceki satırdada değindiğim gibi PÜ sürecinde oldukça özelleşmiş bilgi kullanılmaktadır tek bir rastlantısal hata herşeyi berbat etmeye yeterlidir bununla birlikte bu özellemiş bilgiyi usta bir pilot gibi yöneten tüm moleküller birbirlerine bir şekilde bağlıdır yani olayın içinden başyönetici bağlamında bir kahraman molekülde çıkaramıyoruz sistem neredeyse tamamıyla birbirine bağlı ve birbirine bağlı kalarak işlev görmeye özelleşmiş gibi, aynı bir fabrika gibi, sistem bu kadar gelişmiş olmasına rağmen sistemin elemanlarının herhangi bir bağımsız bilinci bulunmamaktadır buda sistemin kökenler bağlamında çok zekice tasarımlandığını göstermektedir bu durumu şuna benzetebiliriz, her yıl 23 Nisan da veya 19 Mayıs ta stadlarda, komünist toplumlardan bizlere birşekilde aktarılmış abuk subuk toplu öğrenci gösterileri olmaktadır bu gösterilerde görsel açıdan amaç, yukarıdan izleyenlere keyifli anlar yaşatmaktır bazen de mesaj vermektir (bazen toplu halde öğrenciler türk bayrağı figürü olurlar vs.) bu gösterilerden birinde lisedeyken yer aldığım için azda olsa tecrübeli sayılırım provalar boyunca tekrarladığımız şeyleri en son inöönü stadında yaptığımızda kendi görüş açımdan tüm bunların saçma sapan sapan olduğunu düşünmüştüm ancak eve dönüp televizyon özetlerini izlemeye başladığımda harika görüntüler çıkmasına şaşırıp kalmıştım, biz stadda bulunan öğrenciler kendi başımıza hepimizin bir işlevi olsada (çemberi döndürmek eğilmek takla atmak vs gibi) içten yönelimlerle veya rastlantısal hatalarla böyle bir organizasyon çıkaramazdık yani organize edilmeye ihtiyacımız vardı, bize bilgi dışarıdan verilmişti... eğer bilgi varsa ve ortada bir tasarım varsa bilginin organize edildiğini düşünebiliriz Tasarım-yaratılış için bundan ala nasıl bir kanıt bulabilirizki, bu durum açıkça hayatın biyokimyasal altyapısının çok üstün bir yaratıcı tarafından yaratıldığını gösterir
* http://tr.wikipedia.org/wiki/Prokaryot
** http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%96karyot
*** http://tr.wikipedia.org/wiki/Amfibyumlar
http://www.populerbilgi.com/genel/hucre_index.php bu siteden bir çok biyokimyasal olguyu inceleyebilirsiniz ,yazının yazımında sınırlı bir şekilde bilgide kullanılmıştır bu siteden
kökeni karmakarışık, bir pratik karşılığı olmasada teorik bir açıklamanın dahi yapılamadığı belkide yeryüzü tarihinin en zor sorusudur,
bu kökenler konusu anlatmak istediğim konuyla alakalı bir konudur ancak kökenler probleminide işin içine katmak esas anlatmak istediğim konu, hayatın altyapısının bilgi üstüne kurulduğu gerçeği
için can sıkıcı bir detay olacak onun için belki bir sonraki yazıya diyerek hayatın biyokimyası üzerinde duralım ve tüm hayatı ele alalım....
Hayat yeryüzünde ilk kez 3,8 milyar yıl önce tek hücreli Prokaryot* canlılarla başladı izleyen dönemde Ökaryot** canlılar ilk çok hücreliler, ilk kompleks
çok hücreliler, iki yaşayışlılar*** kara canlıları vs hayat tarihinde görülmeye başlandı milyonlarca canlı yaşadı ve yaşamaya devam ediyor bu canlıların pek çoğuda hem vücut olarak hemde davranış olarak diğerlerinden çok farklı ama farklı olmayan bir şeyleri var kalıtım maddeleri ve biyokimyasal sistemleri (bundan kastım hücre içi taşıma sistemleri,protein üretim sistemleri,bağışıklık sistemi vs ) her canlı hücre çekirdeğinde DNA taşır bu molekül kalıtımın temelidir aslında hayatın temelidirde diyebiliriz biz insanlar DNA mızla veya hücre ve organelleri ile alakalı bir animasyon izlediğimizde çok şaşırırız, hollywood filmi izliyomuşuz gibi gelir bize, aslında hollywood filmlerinden dahada karmaşık ve kompleks filmler üretilir hücre içerisinde ve bu sürekli devam eder hatta kendimizi örnek alırsak 100 trilyon hücremizin hepsinde aralıksız devam eder bu işlemler...
Bu yazının başlığını oluşturan ''Hayat Neden Bilgiye Dayalı'' yazısındaki bilginin ne olduğunu sistem isimlerinden bir kaçını vererek söylemiştim ancak isim vermek örnek vermek gibi olmayabilir, bu yüzden savımın ne olduğunun anlaşılması için olayı bir örnekle açıklamama müsaade edin, anlatmak istediğim olguyu tüm canlıların bedenlerinin inşası için gerekli olan, olmazsa olmaz moleküllerimiz proteinler açısından inceleyelim, protein üretimini inceleyelim, eminim protein üretiminden etkileneceksiniz...
İlk önce şu bilgiyi vermem gerekli sanırım proteinler;Vücudumuzda hemen hemen herşeydir diyebiliriz derimiz kolajen ismi verilen proteinlerden oluşmuştur,saçlarımız keratin ismi verilen proteinlerden oluşmuştur örnekleri çoğaltabiliriz,peki bu şeyler nasıl üretiliyor?
vücudumuzda üretilecek,ihtiyacımız olan her proteinin bilgisi DNA mızda saklıdır hücre eğer birgün gerekli sinyalleri alırsa(aslında her zaman alır ama ben örneğin anlaşılması açısından böyle diyeceğim) bu ihtiyacı ifade eden bir mesaj, üretimi gerçekleştirecek olan hücrelerin çekirdeklerinde bulunan DNA molekülüne ulaştırılır bu aşamadan sonra DNA daki bilginin doğru bir şekilde okunması gerekir, protein DNA daki bilgiye göre üretilecek ama o bilgiyi kim okuyacak işte bu kısımda devreye RNA polimeraz isimli bir enzim girer Bu enzimin yaptığı iş son derece zordur. Herşeyden önce, 3 milyar harften oluşan DNA molekülünün içinden, üretilecek proteinle ilgili gerekli harfleri seçip alması gerekmektedir. Polimeraz enziminin 3 milyar harften oluşan DNA molekülünün içinden, birkaç satırlık bir bilgiyi bulup çıkarması, 1000 ciltlik bir ansiklopedinin herhangi bir sayfasına saklanmış, birkaç satırlık özel bir yazıyı hiçbir tarif olmadan o anda bulmaya benzer.Kopyalama işlemine başlanmadan önce yine çok hassas bir işlem gerekmektedir DNA nın birbirine girmiş harflerinin DNA ya zarar vermeden açılması gerekmektedir yine gözüpek molekülümüz RNA polimeraz enzimi bu aşamadada iş başındadır RNA polimeraz, kodlanacak genin başlangıcından 35 harf öncesine bağlanarak, sarılmış merdiven gibi olan DNA'nın basamaklarını bir fermuarı açar gibi açar. Bu açılma çok hızlı yapılır. Öyle ki, bu hızdan dolayı DNA'nın ısınıp yanma tehlikesi oluşur. Ama sistem öylesine mükemmel düzenlenmiştir ki, bu tehlike de düşünülmüştür. Önceden alınan bir dizi tedbir sayesinde yanma tehlikesi ortadan kaldırılır; özel bir enzim sanki oluşabilecek tehlikenin farkındaymış gibi, gidip DNA'nın açılmış olan sarmalının iki ucunu tutarak bu sürtünmeye izin vermez.Bu enzimler olmasa "mesajcı RNA" olarak adlandırılan sipariş fişinin kopyalanması mümkün olmaz bu aşamadada bir kaç engel daha vardır istenilen proteinin amino asit dizilimini içeren bilgi büyük DNA molekülünün herhangi bir bölgesinde bulunabilir. Bu durumda farklı yerlerde bulunan bilgileri, yani amino asit dizilimini işaret eden şifreleri kopyalamak için polimeraz enzimi ne yapacaktır?
bu aşamada çok ilginç bir durum meydana gelir DNA sanki sıkıntıyı anlamış gibi bükülerek, istenmeyen şifre dizisinin olduğu bölümü dışarı doğru kıvırır. Böylece ardı ardına okunması gereken, ama arada başka şifreler de olduğu için birbirlerinden uzak kalan şifre dizilerinin uçları birbirleri ile birleşir. Böylece kopyalanması gereken şifreler tek bir hat üzerine gelmiş olur. Bu şekilde polimeraz enzimi sipariş fişini üretilecek protein için kolayca kopyalayabilir sistemsel tasarım başarısı bunlarla sona ermez kopyalamanın biryerlerde durdurulması gerekir Proteini kodlayan genin sonunda, o genin bittiğini gösteren bir kodon vardır RNA polimeraz durdurucu kodona geldiğinde, kopyalama işlemini durdurması gerektiğini anlar ve üzerinde protein için gerekli mesajı taşıyan mesajcı RNA ile DNA'dan ayrılır
Aslında yukarıda anlatılan tarif şahsım tarafından oldukça az yer kaplaması için kısaltılmıştır ama bu tarif bile ''Mercedes-benz'' fabrikalarındaki üretimden belkide daha karışık ve komplekstir bu neden böyledir? bu durum sadece protein üretimi için geçerli değildir, aslında neredeyse tüm biyokimyasal işlemler birer moleküler zaferdir buna benzer moleküler sistemlerin kompleks ve kendilerine has yapılarını araştırabilmeniz için yazının sonunda bir link vereceğim ancak konuyu saptırmadan esas oğlanımıza yani sorumuza geri dönelim hayatın yapıtaşları proteinlerdir ve tüm canlılar için protein üretim sistemi genellikle yukarıda anlatılanlar gibidir yani bir nevi olağanüstü fabrika, hayat dediğimiz şeyi vücudumuz sayesinde yürütüyorsak ve vücudumuzun tuğlalarıda proteinler ise neden proteinler bu kadar sıradışı bir sistemle üretiliyor ve neden çok çok çok daha basit ve kör doğa kuvvetlerinden beklediğimiz şekilde kolay bir üretim süreci yer almıyor? Sanırım bu sorunun cevabı insana hayata bakış açısını değiştirebilir?
Hayatın altyapısını felsefi açıdan incelerken kendi kendimizeküçük bir benzetme yapabiliriz sanırım, yukarıda gördüğünüz gibi protein üretimi sistemi için oldukça özelleşmiş bilgi gereklidir hatta o kadar kritik değerdedirki bu bilgiler, herhangi bir hata işe yaramaz bir protein üretilmesine neden olabilir buda hücreyi yüksek ihtimalle ölüme götürür, şimdi kısa bir özetini verdiğim protein üretimine (bundan sonra PÜ diyeceğim kısaca) geri dönelim,belkide masal okur gibi okudunuz tüm süreci ama bir şey gözünüzden kaçmadımı? bir önceki satırdada değindiğim gibi PÜ sürecinde oldukça özelleşmiş bilgi kullanılmaktadır tek bir rastlantısal hata herşeyi berbat etmeye yeterlidir bununla birlikte bu özellemiş bilgiyi usta bir pilot gibi yöneten tüm moleküller birbirlerine bir şekilde bağlıdır yani olayın içinden başyönetici bağlamında bir kahraman molekülde çıkaramıyoruz sistem neredeyse tamamıyla birbirine bağlı ve birbirine bağlı kalarak işlev görmeye özelleşmiş gibi, aynı bir fabrika gibi, sistem bu kadar gelişmiş olmasına rağmen sistemin elemanlarının herhangi bir bağımsız bilinci bulunmamaktadır buda sistemin kökenler bağlamında çok zekice tasarımlandığını göstermektedir bu durumu şuna benzetebiliriz, her yıl 23 Nisan da veya 19 Mayıs ta stadlarda, komünist toplumlardan bizlere birşekilde aktarılmış abuk subuk toplu öğrenci gösterileri olmaktadır bu gösterilerde görsel açıdan amaç, yukarıdan izleyenlere keyifli anlar yaşatmaktır bazen de mesaj vermektir (bazen toplu halde öğrenciler türk bayrağı figürü olurlar vs.) bu gösterilerden birinde lisedeyken yer aldığım için azda olsa tecrübeli sayılırım provalar boyunca tekrarladığımız şeyleri en son inöönü stadında yaptığımızda kendi görüş açımdan tüm bunların saçma sapan sapan olduğunu düşünmüştüm ancak eve dönüp televizyon özetlerini izlemeye başladığımda harika görüntüler çıkmasına şaşırıp kalmıştım, biz stadda bulunan öğrenciler kendi başımıza hepimizin bir işlevi olsada (çemberi döndürmek eğilmek takla atmak vs gibi) içten yönelimlerle veya rastlantısal hatalarla böyle bir organizasyon çıkaramazdık yani organize edilmeye ihtiyacımız vardı, bize bilgi dışarıdan verilmişti... eğer bilgi varsa ve ortada bir tasarım varsa bilginin organize edildiğini düşünebiliriz Tasarım-yaratılış için bundan ala nasıl bir kanıt bulabilirizki, bu durum açıkça hayatın biyokimyasal altyapısının çok üstün bir yaratıcı tarafından yaratıldığını gösterir
* http://tr.wikipedia.org/wiki/Prokaryot
** http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%96karyot
*** http://tr.wikipedia.org/wiki/Amfibyumlar
http://www.populerbilgi.com/genel/hucre_index.php bu siteden bir çok biyokimyasal olguyu inceleyebilirsiniz ,yazının yazımında sınırlı bir şekilde bilgide kullanılmıştır bu siteden
24 Ağustos 2008 Pazar
Anket Sonuçları
İlk anketimin sonuçları belli oldu ve anket kapandı...
Hayatın herhangi bir anlamı varmı sorusuna
Hayatın herhangi bir anlamı varmı sorusuna
- Evet Kesinlikle var=60
- Kesin olmamakla beraber bir anlamı olduğunu düşünüyorum=5
- şüpheliyim kesin bir yanıtım yok=5
- Hiçbir anlamı yok=8
Etiketler:
Anket,
Hayat,
Hristiyanlık,
Maneviyat,
Müslümanlık,
Yaratıcı
13 Ağustos 2008 Çarşamba
İndirgenemez Kompleksliğe Yönelik Bir Eleştiri Hakkında
İndirgenemez komplekslik terimi biyokimya profesörü Michael j. Behenin ''Darwinin Kara Kutusu'' kitabıyla beraber son 10 yıldır epeyce popüler oldu
Behe kitabında indirgenemez kompleksliği oldukça eğlenceli bir şekilde anlatıyor ve araştırmaları sonucu indirgenemez kompleks olduğunu düşündüğü 5 yapıyı aktarıyor dahasında bu yapıların neden indirgenemez ölçüde karmaşık olduğunu ve neden darwinci evrim için yıkıcı bir durum olduğunu iletiyordu..
beklendiği gibi kitabı dünyada bir hayli popüler oldu, darwinciler için ise sıkıntı darwinciler bu beklenmedik cansıkıcı duruma adamakllı karşı durmak yerine konuyu örtbas etmeye gayret gösterdiler bir sürü şey yazıldı çizildi bazıları behe nin söylemediği şeyleri ona atfederek durumu kurtarmaya çalıştı (bknz kenneth miller ileride değineceğim)ama yinede o kadar sıkı konsantrasyona ve diğer çabalara rağmen hiçbir darwinist beheye adam gibi bir cvp veremedi cevap verememelerinin nedeni kanıtın gücüydü
Bu girişi yazacağım yazıyla alakalı bir ön bilginiz olması açısından yazdım, bir süredir sanal ortamda çeşitli web sitelerinde indirgenemez komplekslikle alakalı bir yazı görüyorum yazı bence bir yanılgı topağı ve konuyu bilmeyen insanların konu hakkındaki düşüncelerini kanıt neyi gösterirse göstersin kendi düşüncesinin doğru olduğuna inandırmaya çalışan bir yazı ilk zamanlar çok takmadım ama daha sonra bir çok web blogda görünce yazının yüzeysel bir incelemesini yapmanın mantıklı bir durum olacağına karar verdim yazının yazılış amacı budur....
yazı orjinal link: http://bilimfelsefedin.blogspot.com/2006/01/u-mehur-indirgenemez-komplekslik.html
yazı biraz felsefe ile başlıyor İndirgenemez komplekslik tanımının doğru olmasının Akıllı Tasarımı doğrulamayacağı iddia ediliyor bu iddia tamamen yanlış ama bende üzerinde çok durmayacağım
Indirgenemez komplekslik kavraminin mucidi olan Michael J. Behe
Aslında çok gerekli değil ama belirtmeden geçmeyelim İndirgenemez komplekslik tanımının mucidi behe değildir bu tanım çok daha öncelerde kullanılmış olan bir deyimdir, hem bu bilgiyi ilk kimin kullanıldığını bulmanız hemde bu inanılmaz moleküler makinalara bir göz atmanız için ben kitabın linkini vereyim http://kurandaceliskiyoktur.com/2008/03/21/darwinin-kara-kutusu-kitabinin-tam-metni/ (ama yinede kitabın orjinalini alın ve arşivinize katın)
Behe yasamin tasarlanmis olmasi gerektigi sonucuna su mantiksal düzen içinde ulasiyor. Tanim geregi, indirgenemez kompleks bir sistemin bir parçasi eksik öncüsünün islevsiz olmasi gerekiyor. Böylece dogal seçilimde islevsiz bir yapinin seçilmis olamayacagi ve böylece indirgenemez kompleks yapinin bir bütün olarak tasarlanmis olmasi gerektigi sonucuna varliyor. Ama gerçekte durum böyle degil. Ilk olarak öncü bir sistemin daha az parçadan olusmasi gibi bir zorunluluk yokur, yani daha fazla parçadan da olusuyor olabilir. Ikinci olarak öncü sistem farkli bir görevi yapiyor olabilir, yani öncü sistemin tanimdaki gibi islevsiz olmasi sarti yoktur. Öncü sistem farkli bir fonksiyonu gerçeklestiriyor olabilir. Görüldügü gibi Behe'nin kurmus oldugu mantiksal düzende belirgin bir sorun var. Behe'nin indirgenemez komplekslik tanimina uygun yapilar olabilir'' ama bu onlarin evrimlesmis olamayacagi anlamina gelmez.
yukarıdaki alıntıda behe'nin indirgenemez kompleks sistemlerde kullanılan parçaların öncülerinin işlevsiz olduğunu belirttiği iddia ediliyor asla, tam aksine behe böyle bir şey söylemiyor, hatta tam aksine kitabın 2.baskısında ken miller ın kendi tanımını haksız bir biçimde değiştirdiğini vurguluyor bunu kitaptan bir alıntı izah edelim;
Miller eksiltilemez karmaşıklığı ,sistemin parçalarından hiçbirinin kendi başına bir işlevi olmadığını söyleyerek yeniden tanımlıyor wall street journal gazetesinin köşe yazarı sharon beagley ''evolution critics come under fire flaws in intelligent design '' başlığını taşıyan bir öyküde millerın görüşünü aktarır (tüm tanımdan sadece ilgili olduğumuz kısmı aktarıyorum)
Aslında tamamen yanlış bir temel ile harçlanan bir eleştiri yazısını eleştirmek vakit kaybı gibi görünüyor ki bende bu yazıyı ilk gördüğümde öyle demiştim ama yinede bir web sitesinden binlerce insanan ulaştığı için yazının tamamını eleştireceğim.... devam edecek
eklenti;Yazının belli yerleri Da vinci nin uyarısı ile silinmiştir bu kısımlarda çeviri hatası olduğunu söylediği için bende o kısımları sildim, bununla beraber geri kalan bölümdede belli yerleri yeniden düzenledim eski versiyonda yapmaya çalıştığım şeyi tam olarak yapamadığımı düşündüğüm için bu güncellemeleri yaptım
Behe kitabında indirgenemez kompleksliği oldukça eğlenceli bir şekilde anlatıyor ve araştırmaları sonucu indirgenemez kompleks olduğunu düşündüğü 5 yapıyı aktarıyor dahasında bu yapıların neden indirgenemez ölçüde karmaşık olduğunu ve neden darwinci evrim için yıkıcı bir durum olduğunu iletiyordu..
beklendiği gibi kitabı dünyada bir hayli popüler oldu, darwinciler için ise sıkıntı darwinciler bu beklenmedik cansıkıcı duruma adamakllı karşı durmak yerine konuyu örtbas etmeye gayret gösterdiler bir sürü şey yazıldı çizildi bazıları behe nin söylemediği şeyleri ona atfederek durumu kurtarmaya çalıştı (bknz kenneth miller ileride değineceğim)ama yinede o kadar sıkı konsantrasyona ve diğer çabalara rağmen hiçbir darwinist beheye adam gibi bir cvp veremedi cevap verememelerinin nedeni kanıtın gücüydü
Bu girişi yazacağım yazıyla alakalı bir ön bilginiz olması açısından yazdım, bir süredir sanal ortamda çeşitli web sitelerinde indirgenemez komplekslikle alakalı bir yazı görüyorum yazı bence bir yanılgı topağı ve konuyu bilmeyen insanların konu hakkındaki düşüncelerini kanıt neyi gösterirse göstersin kendi düşüncesinin doğru olduğuna inandırmaya çalışan bir yazı ilk zamanlar çok takmadım ama daha sonra bir çok web blogda görünce yazının yüzeysel bir incelemesini yapmanın mantıklı bir durum olacağına karar verdim yazının yazılış amacı budur....
yazı orjinal link: http://bilimfelsefedin.blogspot.com/2006/01/u-mehur-indirgenemez-komplekslik.html
yazı biraz felsefe ile başlıyor İndirgenemez komplekslik tanımının doğru olmasının Akıllı Tasarımı doğrulamayacağı iddia ediliyor bu iddia tamamen yanlış ama bende üzerinde çok durmayacağım
Indirgenemez komplekslik kavraminin mucidi olan Michael J. Behe
Aslında çok gerekli değil ama belirtmeden geçmeyelim İndirgenemez komplekslik tanımının mucidi behe değildir bu tanım çok daha öncelerde kullanılmış olan bir deyimdir, hem bu bilgiyi ilk kimin kullanıldığını bulmanız hemde bu inanılmaz moleküler makinalara bir göz atmanız için ben kitabın linkini vereyim http://kurandaceliskiyoktur.com/2008/03/21/darwinin-kara-kutusu-kitabinin-tam-metni/ (ama yinede kitabın orjinalini alın ve arşivinize katın)
Behe yasamin tasarlanmis olmasi gerektigi sonucuna su mantiksal düzen içinde ulasiyor. Tanim geregi, indirgenemez kompleks bir sistemin bir parçasi eksik öncüsünün islevsiz olmasi gerekiyor. Böylece dogal seçilimde islevsiz bir yapinin seçilmis olamayacagi ve böylece indirgenemez kompleks yapinin bir bütün olarak tasarlanmis olmasi gerektigi sonucuna varliyor. Ama gerçekte durum böyle degil. Ilk olarak öncü bir sistemin daha az parçadan olusmasi gibi bir zorunluluk yokur, yani daha fazla parçadan da olusuyor olabilir. Ikinci olarak öncü sistem farkli bir görevi yapiyor olabilir, yani öncü sistemin tanimdaki gibi islevsiz olmasi sarti yoktur. Öncü sistem farkli bir fonksiyonu gerçeklestiriyor olabilir. Görüldügü gibi Behe'nin kurmus oldugu mantiksal düzende belirgin bir sorun var. Behe'nin indirgenemez komplekslik tanimina uygun yapilar olabilir'' ama bu onlarin evrimlesmis olamayacagi anlamina gelmez.
yukarıdaki alıntıda behe'nin indirgenemez kompleks sistemlerde kullanılan parçaların öncülerinin işlevsiz olduğunu belirttiği iddia ediliyor asla, tam aksine behe böyle bir şey söylemiyor, hatta tam aksine kitabın 2.baskısında ken miller ın kendi tanımını haksız bir biçimde değiştirdiğini vurguluyor bunu kitaptan bir alıntı izah edelim;
Miller eksiltilemez karmaşıklığı ,sistemin parçalarından hiçbirinin kendi başına bir işlevi olmadığını söyleyerek yeniden tanımlıyor wall street journal gazetesinin köşe yazarı sharon beagley ''evolution critics come under fire flaws in intelligent design '' başlığını taşıyan bir öyküde millerın görüşünü aktarır (tüm tanımdan sadece ilgili olduğumuz kısmı aktarıyorum)
''Dahada ötesi karmaşık yapıların ayrı parçalarının kendi başlarına bir işe yaramadığı düşünülüyordu ''
bir kaç cümle kurduktan sopnra behe;miller da pennock gibi akıllı tasarım argümanını retorik kaygılarla olabildiğince kırılgan hale getirmeye çalışıyordu eksiltilemez karmaşık yapıların ayrı ayrı işe yaramamaları için herhangi bir neden yoktu ve ben böyle bir şey yazmadım'' (behenin neredeyse iki sayfa ayırdığı bu uydurma yı ben belli yerlerden keserek bütünleştirdim, bu arada behenin gerçekten böyle düşündüğüne ikna olabiliriz çünkü kitabın başında dawkins ve francis hitching arasında geçen bir tartışmada retinanın kendi başına ışığı algılayabileceğini söylyerek konuyu kendi açısından yorumluyordu, retinanın ışığı algılayabileceğini ancak organizasyonun bir zeka girmeden oluşamayacağınıda söylüyordu) alıntı kaynak: Darwinin kara kutusu kesit yayıncılık s.298-300Aslında tamamen yanlış bir temel ile harçlanan bir eleştiri yazısını eleştirmek vakit kaybı gibi görünüyor ki bende bu yazıyı ilk gördüğümde öyle demiştim ama yinede bir web sitesinden binlerce insanan ulaştığı için yazının tamamını eleştireceğim.... devam edecek
eklenti;Yazının belli yerleri Da vinci nin uyarısı ile silinmiştir bu kısımlarda çeviri hatası olduğunu söylediği için bende o kısımları sildim, bununla beraber geri kalan bölümdede belli yerleri yeniden düzenledim eski versiyonda yapmaya çalıştığım şeyi tam olarak yapamadığımı düşündüğüm için bu güncellemeleri yaptım
Etiketler:
Akıllı Tasarım,
Darwinizm,
Evrim,
İndirgenemez komplekslik,
Kenneth Miller,
Michael j Behe,
Yaratılış
02 Ağustos 2008 Cumartesi
Ateist Portalın Yanılgıları 4
http://portal.ateizm2.org/modules.php?name=News&file=article&sid=100&mode=thread&order=0&thold=0
Eleştir eleştir bitmiyor,ama tabii doğru dürüst hiç doğru olmazsa işin içinde eleştirilerde bitmez kaldığımız yerden devam edelim...
Darwin'in bile o zamanlar gözlediği göz gelişiminin çeşitli aşamalarındaki canlılar bunu çürütmekte ve tam tersi evrim lehine delil üretmektedir. Birkaç tane ışığa duyarlı hücreden, fincan şeklinde fakat merceksiz reseptörlere....
vah vah vah zavallı yaratılışçılar demekki çok uzun bir zamandan beridir sadece saçmalıyorlarmış :) aslında atesit portal yazarının burada yaptığı şey şu bakın doğada pek çok farklı göz anatomisi var oldukça basit gibi görünenler (bunların basit olmadağını göstereceğim) ve oldukça karmaşık olanlar hatta arada her ikisindende özellik almış olanlarda bulunmaktadır.Yani bunlar evrimleşmiştir... bu şunu söylemeye benzemektedir teybimizin hoparlöleri ,fişi ,CD çalıcısı,radyo alıcısı ve teyp donanımı eklenerek bir stereo sistem yapılmıştır sorun ise şudur darwinin teorisi hoparlör sistemin özelliklerini ya tesadüfi karmaşalarla açıklar yada açıklayamaz...
şimdi gelelim en basit işlevli gözde minimum işlemlerde neler yapılıyor incelemeye
^^Işık retinaya ilk kez düştüğünde bir foton 11-cis retinal adı verilen bir molekülle etkileşime girer.Bu molekül piko saniyeler (ışık bir piko saniyede yaklaşık olarak insanın saçının genişliği kadar yol alır) içerisinde trans-retinali yeniden düzenler.Retinal molekülün şekil değiştirmesi sıkıca bağlı olduğu rodopsin molekülünüde şekil değiştirmeye zorlar.proteinin şekil değiştirmesi de onun davranışını değiştirir .Metarodopsin II olarak adlandrılan bu protein transdusin adı verilen başka bir proteine yapışır .Bu protein metarodopsin II ye bağlanmadan önce GDP adı verilen küçük bir moleküle sıkıca bağlıdır ancak transdüsinin metarodopsin II ile etkileşime geçmesi sonucu GDP bozularak (yine trandüsine bağlı olan) GTP ye dönüşür (GTP ile GDP arasında önemli bir ilişki vardır ama farklılıklarıda önemlidir) GTP -trandüsin -metarodopsin II şimdi hücrenin iç zarındaki fosfodiesteraz proteinine bağlanacaktır.Metarodopsin II ve beraberindekilere eklenen fosfodiesteraz ,cGMP (GDP ve GTP ye yakın bir kimyasal) adı verilen bir molekülü kimyasal olarak ''kesme'' yeteneğine ihtiyaç duymaktadır .Başlangıçta hücrede çok sayıda cGMP molekülü vardır ancak fosfodiesteraz ,banyo tıpatısının küvetteki su seviyesini azaltması gibi ,onun yoğunluğunu azaltır.
cGMP ye bağlanan başka bir zar proteini iyon kanalı adını taşımaktadır.Bu protein hücredeki sodyum iyonunun sayısını düzenleyen bir kapı vazifesi görmektedir,iyon kanalı normalde sodyum iyonlarının hücrenin içine akmasını sğlar ,ancak ayrı bir protein faaliyetide onları dışarıya gönderir .İyon kanalı ve pompanın bu ikili faaliyetleri hücredeki ,sodyum iyonunun seviyesini dar bir aralıkta tutmaktadır .Fosfodiesteraz ın parçalaması ve cGMP lerin sayısını azalması ile iyon kanalı kapanır ve buda hücredeki pozitif yüklü sodyum iyon konsantransyonun zalmasına neden olur.Bu da hücre zarında yük debgesizliğine sebep verir ve sonuç olarak beyindeki görme sinirine bir akım gider .Beyin bu sinyali çözümler ve görme gerçekleşmiş olur^^
yukarıda anlatılanlar hücrede gerçekleşen yegane tepkimeler olsaydı 11 cis retinal,cGMP ve sodyum iyonları çabucak tükenirdi.Hücrede açılan molekülleri kapayan ve hücreyi eski haline getiren mekanizmalarda mevcuttur bunları konu dışı tutuyorum. Bununla beraber yukarıda anlatılanlar oldukça yüzeysel girişimlerdir görmenin biyokimyası tam olarak anlaşılamamıştır anlaşılabilen kısımların bile çok küçük bir bölümü aktarılabilmiştir İşte ateist portal yazarının basit ışığa duyarlı hücre olarak göstermeye çalıştığı en basit gözde meydana gelen işlmeler böyledir kaldıki 3-5 farklı anatomi verip bakın farklı farklı gözler var demekki bunlar birbirlerinden tesadüfi mutasyonlarla ayrılmıştır demek gözlemlenebilen bir bilimsel çıkarım değildir.
not: italik kısımla aktardığım görmenin biyokimyası alıntısı Michael j behenin Darwinin kara kutusu kitabı sayfa 37,38,ve 39 dan alıntıdır.....
Eleştir eleştir bitmiyor,ama tabii doğru dürüst hiç doğru olmazsa işin içinde eleştirilerde bitmez kaldığımız yerden devam edelim...
Darwin'in bile o zamanlar gözlediği göz gelişiminin çeşitli aşamalarındaki canlılar bunu çürütmekte ve tam tersi evrim lehine delil üretmektedir. Birkaç tane ışığa duyarlı hücreden, fincan şeklinde fakat merceksiz reseptörlere....
vah vah vah zavallı yaratılışçılar demekki çok uzun bir zamandan beridir sadece saçmalıyorlarmış :) aslında atesit portal yazarının burada yaptığı şey şu bakın doğada pek çok farklı göz anatomisi var oldukça basit gibi görünenler (bunların basit olmadağını göstereceğim) ve oldukça karmaşık olanlar hatta arada her ikisindende özellik almış olanlarda bulunmaktadır.Yani bunlar evrimleşmiştir... bu şunu söylemeye benzemektedir teybimizin hoparlöleri ,fişi ,CD çalıcısı,radyo alıcısı ve teyp donanımı eklenerek bir stereo sistem yapılmıştır sorun ise şudur darwinin teorisi hoparlör sistemin özelliklerini ya tesadüfi karmaşalarla açıklar yada açıklayamaz...
şimdi gelelim en basit işlevli gözde minimum işlemlerde neler yapılıyor incelemeye
^^Işık retinaya ilk kez düştüğünde bir foton 11-cis retinal adı verilen bir molekülle etkileşime girer.Bu molekül piko saniyeler (ışık bir piko saniyede yaklaşık olarak insanın saçının genişliği kadar yol alır) içerisinde trans-retinali yeniden düzenler.Retinal molekülün şekil değiştirmesi sıkıca bağlı olduğu rodopsin molekülünüde şekil değiştirmeye zorlar.proteinin şekil değiştirmesi de onun davranışını değiştirir .Metarodopsin II olarak adlandrılan bu protein transdusin adı verilen başka bir proteine yapışır .Bu protein metarodopsin II ye bağlanmadan önce GDP adı verilen küçük bir moleküle sıkıca bağlıdır ancak transdüsinin metarodopsin II ile etkileşime geçmesi sonucu GDP bozularak (yine trandüsine bağlı olan) GTP ye dönüşür (GTP ile GDP arasında önemli bir ilişki vardır ama farklılıklarıda önemlidir) GTP -trandüsin -metarodopsin II şimdi hücrenin iç zarındaki fosfodiesteraz proteinine bağlanacaktır.Metarodopsin II ve beraberindekilere eklenen fosfodiesteraz ,cGMP (GDP ve GTP ye yakın bir kimyasal) adı verilen bir molekülü kimyasal olarak ''kesme'' yeteneğine ihtiyaç duymaktadır .Başlangıçta hücrede çok sayıda cGMP molekülü vardır ancak fosfodiesteraz ,banyo tıpatısının küvetteki su seviyesini azaltması gibi ,onun yoğunluğunu azaltır.
cGMP ye bağlanan başka bir zar proteini iyon kanalı adını taşımaktadır.Bu protein hücredeki sodyum iyonunun sayısını düzenleyen bir kapı vazifesi görmektedir,iyon kanalı normalde sodyum iyonlarının hücrenin içine akmasını sğlar ,ancak ayrı bir protein faaliyetide onları dışarıya gönderir .İyon kanalı ve pompanın bu ikili faaliyetleri hücredeki ,sodyum iyonunun seviyesini dar bir aralıkta tutmaktadır .Fosfodiesteraz ın parçalaması ve cGMP lerin sayısını azalması ile iyon kanalı kapanır ve buda hücredeki pozitif yüklü sodyum iyon konsantransyonun zalmasına neden olur.Bu da hücre zarında yük debgesizliğine sebep verir ve sonuç olarak beyindeki görme sinirine bir akım gider .Beyin bu sinyali çözümler ve görme gerçekleşmiş olur^^
yukarıda anlatılanlar hücrede gerçekleşen yegane tepkimeler olsaydı 11 cis retinal,cGMP ve sodyum iyonları çabucak tükenirdi.Hücrede açılan molekülleri kapayan ve hücreyi eski haline getiren mekanizmalarda mevcuttur bunları konu dışı tutuyorum. Bununla beraber yukarıda anlatılanlar oldukça yüzeysel girişimlerdir görmenin biyokimyası tam olarak anlaşılamamıştır anlaşılabilen kısımların bile çok küçük bir bölümü aktarılabilmiştir İşte ateist portal yazarının basit ışığa duyarlı hücre olarak göstermeye çalıştığı en basit gözde meydana gelen işlmeler böyledir kaldıki 3-5 farklı anatomi verip bakın farklı farklı gözler var demekki bunlar birbirlerinden tesadüfi mutasyonlarla ayrılmıştır demek gözlemlenebilen bir bilimsel çıkarım değildir.
not: italik kısımla aktardığım görmenin biyokimyası alıntısı Michael j behenin Darwinin kara kutusu kitabı sayfa 37,38,ve 39 dan alıntıdır.....
28 Temmuz 2008 Pazartesi
Ateist Portalın Yanılgıları 3
Ateist portalın yanılgılarını incelemeye devam edelim aslında yazıda neredeyse hiç doğru yok desek yeridir o kadar fazla çarpıtma ve yanlış bilgi yer alıyorki bazen bu iddiaların hepsini değilde sadece bir kısmınımı eleştirsem diye düşünmeden edemiyorum.
iddia:Fosiller yaratılışçıların her zaman başını ağrıtmıştır. Her şeyden önce, soyu tükenmiş türlerin mükemmel bir yaratım ürünü olan bir evrende işi yoktur.
Şimdi yazının başına ve belli bölümlerine dikkat ediniz yazı yaratılışçıların açıklamakta zorlanacakları konuların bilimsel olarak verildiğini ima ediyor, ama iş gerçekten bir şeyler yazmaya gelince bundan bir önceki bölümde gösterdiğim gibi tamamen felsefe yapılıyor Fosiller yaratılışçıların başını ağrıtmış deniyor durum gerçekten böylemidir yani fosiller bizim için can sıkıcımıdır yaratılış bilimin öndegelen isimlerinden dr.duane gish bu konuyu gayet önemsemiş ve konuyla alakalı bir kitap dahi yazmıştır ismi: ''Evrim:Fosiller Hala Hayır Diyor'' bu 455 sayfalık kitabı elinize alıp okuduğunuzda gerçektende fosillerin darwinizme hiçbir destek sağlamadığını göreceksiniz arkadaş iddiasında soyu tükenmiş türlerin yaratılışla açıklanamaycağını iddia ediyor, bu iddiasını neye dayandırıyor peki nedir kanıtı ? akılcı bir kanıt beklemek pek mantıklı olmayacak sanırım, işkembeden sallamak dedikleri bu olsa gerek kutsal kitaplara yüzümüzü çevirirsek kutsal kitaplarda durumun çok farklı olduğunu göreceğiz yani kutsal kitaplarda türlerin kusursuz olduğu onların sürekli yeryüzünde kalacağı gibi bir görüşün aksine tüm türlerin özellikle insanın kusurlu yaratıldığı bu kusurluluğun nedeninin ise dünyanın ve evrenin bir imtihan yeri olması dolayısı ile olduğu belirtilir yani bu kusurlu tasarım argümanı felsefi bir çöpden başka bir şey değil.Şimdi ben bu aşamada biraz fosil kayıtlarından bahsedeceğim
Hayat yeryüzünde evrimci jeologlara göre 3,8 milyar yıl önce tek hücreli prokaryot canlılarla başladı yaklaşık 3,1 milyar yıl boyuncadeğişik tek hücrelilerin boy gösterdiği dünyamız yaklaşık 600 milyon yıl önce ilk çok hücrelilieri gördü.Bu canlılar bilimcilere göre oldukçagarip görünüşlü fenotipik* olarak neredeyse başka hiçbir canlıya benzemeyen canlılardı ve çok farklı vücut tipleri vardı dünyanın neredeyse birçok bölgesindede bulundu bu canlıların ortaya çıkışı ise oldukça hızlı oldu hatta bazı bilimciler buna ''Avalon Patlaması'' ismini verdiler ve eğer darwinizm doğru ise bu canlılarla kambriyen canlıları arasında bir bağlantı olmalı yani makul tahmin bu peki bu tahmin doğrumu maalesef hayır bir süre önce postaladığım bir yazıdan alıntı yapmak istiyorum '' Virginia Teknik Enstitüsü araştırmacıları buna 'Avalon Patlaması' adını verdi. Araştırma grubundan Bing Shen, 'Edikara organizmaları ile Kambriyen hayvanları arasında ata-torun ilişkisi yok. Çoğu da Kambriyen Patlaması'ndan önce kayboldu' diyor.''ilgili link: http://bilimvemedeniyet.blogspot.com/2008/06/srm-farkl-bir-ilkeye-ihtiyacnz-olmasn.html
Dahasında yeryüzü tarihinin belkide en görkemli gösterisi olan kambriyen patlaması vukuu buldu bu patlama takribi olarak 545 milyon yıl önce başladı takribi olarak 7 milyon yıl sürdü ve bu patlama süresince yeryüzünde daha önce 3 olan filum sayısı 38 e çıktı kaynak:http://home.planet.nl/~gkorthof/korthof60.htmne tür birşey buna neden olmuş olabilir yönlendirilmemiş doğal kuvvetlermi yoksa bir büyük yaratıcımı ?
son olarak kambriyen ve ediacaran canlıların nasıl göründüğü ile alakalı fikir sahibi olmanız açısından daha önceki bir yazımın içinde bulunan fosil bulgularınaulaşabilmeniz için bir link veriyorum http://bilimvemedeniyet.blogspot.com/2008/04/bilerek-veya-bilmeyerek-ateistsel.html
Eleştirimiz henüz bitmiş değil devam edecek.....
* Bir canlının dış görünümü olarak betimleyebiliriz
iddia:Fosiller yaratılışçıların her zaman başını ağrıtmıştır. Her şeyden önce, soyu tükenmiş türlerin mükemmel bir yaratım ürünü olan bir evrende işi yoktur.
Şimdi yazının başına ve belli bölümlerine dikkat ediniz yazı yaratılışçıların açıklamakta zorlanacakları konuların bilimsel olarak verildiğini ima ediyor, ama iş gerçekten bir şeyler yazmaya gelince bundan bir önceki bölümde gösterdiğim gibi tamamen felsefe yapılıyor Fosiller yaratılışçıların başını ağrıtmış deniyor durum gerçekten böylemidir yani fosiller bizim için can sıkıcımıdır yaratılış bilimin öndegelen isimlerinden dr.duane gish bu konuyu gayet önemsemiş ve konuyla alakalı bir kitap dahi yazmıştır ismi: ''Evrim:Fosiller Hala Hayır Diyor'' bu 455 sayfalık kitabı elinize alıp okuduğunuzda gerçektende fosillerin darwinizme hiçbir destek sağlamadığını göreceksiniz arkadaş iddiasında soyu tükenmiş türlerin yaratılışla açıklanamaycağını iddia ediyor, bu iddiasını neye dayandırıyor peki nedir kanıtı ? akılcı bir kanıt beklemek pek mantıklı olmayacak sanırım, işkembeden sallamak dedikleri bu olsa gerek kutsal kitaplara yüzümüzü çevirirsek kutsal kitaplarda durumun çok farklı olduğunu göreceğiz yani kutsal kitaplarda türlerin kusursuz olduğu onların sürekli yeryüzünde kalacağı gibi bir görüşün aksine tüm türlerin özellikle insanın kusurlu yaratıldığı bu kusurluluğun nedeninin ise dünyanın ve evrenin bir imtihan yeri olması dolayısı ile olduğu belirtilir yani bu kusurlu tasarım argümanı felsefi bir çöpden başka bir şey değil.Şimdi ben bu aşamada biraz fosil kayıtlarından bahsedeceğim
Hayat yeryüzünde evrimci jeologlara göre 3,8 milyar yıl önce tek hücreli prokaryot canlılarla başladı yaklaşık 3,1 milyar yıl boyuncadeğişik tek hücrelilerin boy gösterdiği dünyamız yaklaşık 600 milyon yıl önce ilk çok hücrelilieri gördü.Bu canlılar bilimcilere göre oldukçagarip görünüşlü fenotipik* olarak neredeyse başka hiçbir canlıya benzemeyen canlılardı ve çok farklı vücut tipleri vardı dünyanın neredeyse birçok bölgesindede bulundu bu canlıların ortaya çıkışı ise oldukça hızlı oldu hatta bazı bilimciler buna ''Avalon Patlaması'' ismini verdiler ve eğer darwinizm doğru ise bu canlılarla kambriyen canlıları arasında bir bağlantı olmalı yani makul tahmin bu peki bu tahmin doğrumu maalesef hayır bir süre önce postaladığım bir yazıdan alıntı yapmak istiyorum '' Virginia Teknik Enstitüsü araştırmacıları buna 'Avalon Patlaması' adını verdi. Araştırma grubundan Bing Shen, 'Edikara organizmaları ile Kambriyen hayvanları arasında ata-torun ilişkisi yok. Çoğu da Kambriyen Patlaması'ndan önce kayboldu' diyor.''ilgili link: http://bilimvemedeniyet.blogspot.com/2008/06/srm-farkl-bir-ilkeye-ihtiyacnz-olmasn.html
Dahasında yeryüzü tarihinin belkide en görkemli gösterisi olan kambriyen patlaması vukuu buldu bu patlama takribi olarak 545 milyon yıl önce başladı takribi olarak 7 milyon yıl sürdü ve bu patlama süresince yeryüzünde daha önce 3 olan filum sayısı 38 e çıktı kaynak:http://home.planet.nl/~gkorthof/korthof60.htmne tür birşey buna neden olmuş olabilir yönlendirilmemiş doğal kuvvetlermi yoksa bir büyük yaratıcımı ?
son olarak kambriyen ve ediacaran canlıların nasıl göründüğü ile alakalı fikir sahibi olmanız açısından daha önceki bir yazımın içinde bulunan fosil bulgularınaulaşabilmeniz için bir link veriyorum http://bilimvemedeniyet.blogspot.com/2008/04/bilerek-veya-bilmeyerek-ateistsel.html
Eleştirimiz henüz bitmiş değil devam edecek.....
* Bir canlının dış görünümü olarak betimleyebiliriz
Etiketler:
Ateist,
Ateizm.org,
Darwin,
Evrim Fosil,
Kambriyen,
Yaratılış
21 Temmuz 2008 Pazartesi
ZORUNLU VARLIK VE BAŞLANGIÇLI EVREN
Big Bang Teorisi, evrenin başlangıç dönemlerinden arta kalan radyasyonun tespitinden evrenin gözlemlenen genişlemesine, teknoloji harikası hızlandırıcı tünellerdeki deneylerde elde edilen verilerden paradoksları çözen sağlam matematiksel bir yapıya sahip olmasına dek birçok bilimsel dayanağa sahiptir. Entropi yasası ise evrenin en temel yasalarından biridir. Üstelik evrenin bir başlangıcı olduğuna dair bilimsel verileri daha fazla çoğaltmak mümkündür. Örneğin yıldızların varlığının sonsuz olamayacağının öğrenilmesi bunlardan biridir. Var olan yıldızların ölümünü yeni yıldızlar takip etmektedir; fakat bu süreç, yeni yıldızları oluşturacak kadar gaz bulutları olduğu sürece devam edecektir. Bu gazların kaynağı evrenin başlangıç süreci olduğu gibi, süpernovalardaki ve diğer yıldızlardaki patlamalar ve püskürmeler de evrendeki gaz oluşumunun kaynağıdır. Bu gazlar kütle çekimi kuvvetinin etkisiyle sıkışır, çöker ve yıldızların oluşumuna sebebiyet verir. Bu yıldızlar belirli bir ömür yaşadıktan sonra kara deliklere, nötron yıldızlarına, beyaz cücelere, kırmızı devlere dönüşüp ölürler. Yeni yıldızların oluşumu için yeterli hammadde (gazlar) gittikçe azalmaktadır. Bu hammadde tükenince, artık hiç yıldız oluşmamaya başlayacaktır. Yaşayan son yıldızların ölümüyle evren sürekli bir karanlığa gömülecektir; eğer evrenin sonunu getiren başka bir olay daha önce yaşanmazsa.14 Eğer evren ezeli olsaydı, çoktan yıldız oluşumu durmuş olurdu ve şu anda karanlığa gömülmüştük. Demek ki gözlenen yıldızlar da evrenin bir başlangıcı olması gerektiğini göstermektedir. Ayrıca, radyoaktif elementlere dayanarak evrenin yaşı hakkında yapılan tahminler de Big Bang başlangıcı hakkındaki tahminlerle uyumludur. Bu hesapların hiçbirinde evrenin yaşı; bir trilyon yıl veya 200 milyar yıl veya 100 milyon yıl veya 20 milyon yıl çıkmamaktadır. Bazı güçlüklerden dolayı tam ve kesin hesap yapılamamaktadır ama tüm farklı hesaplarda evrenin yaşı yaklaşık 15 milyar yıl olarak tespit edilmektedir.15 Hume, maddî evrenin, her şeyin açıklamasını, Tanrı’ya ihtiyaç duyulmaksızın, bize sunmasının mümkün olabileceğini söyleyerek agnostik yaklaşımını savunmuştu.16 Hume’dan aldığı ilhamla agnostik yaklaşımını geliştiren Kant ise evrenin başlangıcı olduğu ve olmadığına dair tez ile antitezin ikisinin de doğrulanamayacağı ve yanlışlanamayacağını; bu yüzden rasyonel bir kozmoloji kurmanın mümkün olmadığını söyledi. Kant’ın bu görüşünü ifade eden birinci antinomisi (çatışkısı) olarak anılan tez ile antitez şöyledir: Tez: Evrenin zamanda bir başlangıcı vardır ve uzayda sınırlıdır. Antitez: Evrenin zamanda bir başlangıcı ve uzayda bir sınırı yoktur; evren, zamanda ve uzayda sonsuzdur.17 Bu tip iddialara karşı, tarih boyunca kozmolojik delilin en güzel ifade ediliş biçimlerinden biri ‘imkân delili’ olmuştur. İbn Sina18 ile beraber birçok İslam felsefecisinin kullandığı bu delili şöyle özetleyebilirim: 1- Bir varlık ya zorunlu varlıktır, ya da mümkün varlıktır. 2- Her mümkün varlık zorunlu bir varlığa gereksinim duyar. Sonradan var olan (maddî veya zihnin bir projeksiyonu olarak) varlık zorunlu varlık olamaz. 3- Ya Tanrı, ya da evren zorunlu varlıktır. 4- Evrenin bir başlangıcı vardır. 5- Demek ki (1, 2 ve 4’e göre) evren mümkün varlıktır. 6- Demek ki (1, 3 ve 5’e göre) Tanrı zorunlu varlıktır. Bu ‘imkân delili’nde de kritik madde, daha önceki sayfalarda geçen ‘hudus’ delilinde olduğu gibi, evrenin başlangıcı olduğunu söyleyen maddedir. Bu delile karşı, Hume ve Kant’ın takipçisi agnostikler, pekâlâ evrenin de zorunlu varlık olabileceğini söyleyerek bilinemezci tavırlarını savunacaklardır; natüralist-materyalist bir anlayışı savunanlar ise evrenin zorunlu varlık olduğunu söyleyerek ateizmlerini temellendirmeye çalışacaklardır. Fakat artık bu delilin, evrenin bir başlangıcı olduğunu söyleyen kritik maddesi (4. madde), sadece felsefî argümantasyonlarla değil -daha önce gösterildiği gibi- bilimsel verilerle de desteklenmektedir. Bilimsel veriler evrenin bir başlangıcı olduğunu göstererek, agnostik ve natüralist-materyalist anlayışların, evrenin zorunlu varlık olabileceği veya olduğu ile ilgili yaklaşımlarını yanlışlamaktadır. Böylece tarih boyunca Tanrı’nın zorunlu varlık olduğu ile ilgili iddiaya karşı ileri sürülen ciddi tek alternatif geçersiz olmaktadır. Bana göre, her ne kadar ironik bir şekilde, son birkaç yüzyılda natüralist-materyalist yaklaşımın toplumlar üzerindeki etkinliği artmış olsa da bu yaklaşımın temellerini yanlışlayan kozmolojik delil (bu delilin hudus delili ve imkân delili şeklindeki sunumları da) ve tasarım delili, tarihin önceki dönemlerinden çok daha rahatlıkla savunulabilecek kadar güçlenmiştir. Bu bölümün başında söylediğim gibi, natüralist bir anlayışla canlıların açıklamasının yapılabilmesi için; canlılar var olmadan önce gerçekleşen ve canlılığın oluşması için gerekli olan şartları da kapsayan beş basamaklı aşamaların hepsinin, doğa içinde kalınarak açıklanabilmesi lazımdır. Bu beş basamaklı aşamaların ilki olan ‘evrenin kendiliğinden varlığı’nı açıklamada natüralizmin başarısız olduğunu, kozmolojik delilin sadece felsefî argümanlarla değil, modern bilimin verileriyle de desteklendiğini gördük. Her ne kadar bu bölümün genelinde tasarım delili natüralizme karşı konumlandırılmış olsa da bu ilk aşamada natüralizme karşı kozmolojik delil konumlandırıldı. Kozmolojik delil, tasarım delili ile yakın ilişki içindedir;19 kozmolojik delil ile evrenin yaratıldığı, tasarım delili ile evrenin tasarımlandığı söylenir. Her iki delil de evrenin etkilenen, bağımsız olmayan bir varlık olduğunu söyler ki; bunların her ikisi de natüralizmin yanlış bir felsefe olduğu anlamına gelir ve bu kitabın konusu açısından önemli olan da budur. Bu yüzden bu bölümün başlığı tasarım delili olsa da kozmolojik delili bu başlığın altında incelemekte bir sakınca görmedim. Evren kendi açıklamasını kendi içinde barındırmadığına göre, natüralizmi apriori olarak doğru kabul ederek canlıların oluşumunu anlayamayız. Canlıların varlığı ancak maddenin varlığı ile mümkündür; hammaddesi olmadan hiçbir ürün oluşamaz. Canlılığın hammaddesini açıklamakta kozmolojik delile göre başarısız olan natüralizmi doğru kabul ederek, natüralist-materyalist bir Evrim Teorisi’nin alternatifsiz olduğunu söylemek büyük bir hatadır. Bu hataya yol açan temel yanılgı, natüralizmin bir felsefe veya bilimsel metot olarak doğru olduğunun sorgusuz kabul edilmesidir. Oysa görüyoruz ki, canlılığın oluşumunun açıklanması için gerekli olan beş aşamanın daha ilkinde natüralizm başarısız olmuştur. Önümüzdeki sayfalarda diğer dört aşama incelenecektir.
bu yazı:http://www.evrim.gen.tr/articles.asp?id=5 adresinden alınmıştır
bu yazı:http://www.evrim.gen.tr/articles.asp?id=5 adresinden alınmıştır
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


