8 Ekim 2014 Çarşamba

Etkin Bir Mücadele Yöntemi Olarak Boykot...




Bir ülkeyi yada yapıyı canlı bir organizmaya benzetecek olursak herhalde bu yapının kalbi ekonomisi olacaktır.Ekonomi olmazsa yapının diğer tarafları ne kadar güçlü olursa olsun mutlak surette zayıf kalacaktır çünkü kalp olmazsa organizmadan bahsedemeyiz.

Biraz daha anlaşılır dille söyleyecek olursak ekonominiz iyi değilse polisinizi askerinizi memnun edemezsiniz,ekonominiz iyi değilse başka ülkelerin ana karalarında askeri üsler açamazsınız , ekonominiz iyi değilse aslında dünyanın geri kalanında ne olduğu çokda önemli değildir sizin için , çünkü sizin yapınızın en önemli parçası büyük bir sorun içerisindedir.Lafı eveleyip geveleyip uzun uzadıya edebiyat yapmadan biz müslümanların neredeyse tamamının yapabileceği çok etkin bir mücadele yönteminden bahsetmek istiyorum ; ''Boykot''

Bugün ümmetin en büyük problemi bizi aslımızdan koparmaları oldu,bidat ve şirk ehli pekçok islami görünümlü topluluk müslümanları Allahın tevhidden sonra belkide en çok sevdiği amel olan (En doğrusunu Allah bilir) Cihad-Mücadele amelinden geri koydu ve geri tutmayada devam ediyor,belkide bu sebepten kafkasyanın unutulmaz islam yiğitleri arasına  giren Şehid (inşaAllah) Dokku umarovun bir röportajında  dediği gibi  ''Bugün ümmetin yanlızca 10 binde 5 i cihad ediyor''  Muhtemelen bu rakam pek az sınırlı bir yükseliş gösterecektir gelecekte, aktif cihad edenlerin sayısı ortalama o haldeyken pasif cihad* ehli sayısı ise neredeyse 10 binde 5 bile değildir! Müminler sahada olmak haricinde nasıl mücadele edebileceklerine dair çok fazla pratiğe sahip değillermiş gibi görünmektedirler.Aktif cihaddan geri kalan kardeşlerimizin pekçoğu  belki bir miktar maddi yardımdan fazlasını genel itibari ile yapamamaktadır.Bir iki satır önce değindiğim gibi muhtemelen bu hem pratik tecrübenin olmaması hemde islam aydınlarının bu konularda gerekli yönlendirmeleri yapmıyor olmalarından ileri gelmektedir.

Lakin cihadı uzun vadeli bir mücadele olarak görürsek aslında herbir müslümanın yapabileceği pekçok şey bulunmaktadırki bunların başında yapacağı harcamalardan önce parasının hangi ülkeye istihdam sağlayacağı, yapacağı hamle ile hangi ülke ekonomisini destekleyeceği gibi çok önemli durumlar bulunmaktadır.Söz gelimi bugün Apple firması islam dünyasında her yeni Iphone modelinden ortalama 50 milyon adet satmaktadır bu rakam oldukça mütevazi bir şekilde hesaplanmış olmasına rağmen şimdi müslümanların sadece bir ürün ile bizim en büyük düşmanımız olan bacılarımıza ırakta vb yerlerde tecavüz eden Allahın nurunu söndürme konusunda en ısrarlı ve en dirençli ülke görünümündeki çocuk katili ABD ye ne kadar bir yardımımız olmuş!!! 

Herhangi bir Iphone modelinin tüm dünyadaki satış fiyatı ortalaması yaklaşık 1000 USD'dir.Ödenen bu 1000 usd'nin yaklaşık olarak 600 usd si  üretim maliyeti ve Apple firmasının karı olarak ABD ye gitmektedir.Bu mütevazi hesaplamaya göre müslümanlar binlerce çeşit ürünü bulunan ve her türlüsünden milyonlarca adet satış yapan Apple firmasına sadece tek bir telefon modelinin tek bir versiyonunda yaklaşık olarak 50 milyar usd lik bir ödeme gerçekleştirmektedirler.Günde yaklaşık 500.000 bin adet Iphone üreten Apple firmasının Amerikadaki fabrikalarında çalışan binlerce işçinin 100 günlük ödeneği ve maaşı tarafımızdan ödeniyor demektir.Demekki kahrolsun ABD , kahrolsun müslümanların katilleri demek aslında ucuz bir numaraymış yada en azından sözle edebiyat yapmamızın hiçbir anlamı yok  gerçekte adamları resmen fonluyoruz!!



Yukarıda yapılan hesap sadece tek bir firmanın tek bir ürününün tek bir versiyonu için yapıldı,eğer gerçekten daha fazla ilgilenirseniz çocuklarımızın katillerini,kadınlarımızın ırzına geçen Allah düşmanlarını aslında nasılda fonladığımızı çok daha net anlamış olursunuz.

Aslında pekçok kişinin aklına bir mücadele yöntemi olarak  gelmesine rağmen boykot kültürü neden gelişmiyor ? Bunun muhtemel nedenlerinden bir tanesi bir ben yapsam ne olur mantığıdır ki bu oldukça bayağı ve bön bir ruh halidir.Ancak Allah bize kuranda her insanın kendi çabasından sorumlu tutulduğunu ve sonuçtan ziyade samimiyet kısmının önemli olduğunu pekçok yerde açıklıyor ''Andolsun, sizi ilk defa yarattığımız gibi (bugün de) 'teker teker, yapayalnız ve yalın (bir tarzda)' bize geldiniz ve size lutfettiklerimizi arkanızda bıraktınız. İçinizden, gerçekten ortaklar olduklarını sandığınız şefaatçilerinizi şimdi yanınızda görmüyoruz. Andolsun, aranızdaki (bağlar) parçalanıp-koparılmıştır ve haklarında zanlar besledikleriniz sizlerden uzaklaşmıştır.   Enam 94

Yani bir ben ile olacak işmi diyenler islami bir söyleme sahip değiller dahası belkide bu cümleyi sarf eden şahıs gibi bu mücadeleye kendince destek olmaya çalışan yada destek olmaya  hazır binlerce kişi daha yada olacak.Boykot kültürü aynı zamanda insanın içinde mücadele duygusunu sürekli taşımasına yardımcı olacak muazzam bir kamçıdır.Bu müthiş kamçı ile Allah yoluncaki en önemli görevlerden biri olan cihad hayatınızın her alanında olacaktır,markette,teknoloji mağazasında vb.

Bu yazıda bahsi geçen  boykot ihtiyaç harici yapılacak keyfi ve lüks harcamaları kapsamaktadır,yoksa bir kişinin ihtiyacı olmasına rağmen alması gereken ürünü yada hizmeti almasını eleştirmiyoruz.

* Cihadı aktif cihad ve pasif cihad olarak ayırmanın mantıklı olacağını düşündüm.Aktif cihad ile kastım direkt kıtal vb dir, pasif cihaddan kastım Kıtal hariç her türlü çabayı kastetmektedir.

2 Kasım 2013 Cumartesi

Bir Maşa Olarak PKK-PYD


Bir Maşa Olarak PKK-PYD

Suriye direnişinin başladığı günlerde esada karşı muhaliflerle birlikte savaşan PYD/PKK grubu son 6 aya yakın bir süredir kendileriyle barış içinde yaşayan ve bunun için azami gayret gösteren mücahid gruplarına karşı yaptığı tüm anlaşmalara ihanet ederek bir savaşın içine girmiştir.


Bir savaşa girmek yada savaşmak girmek ahlaki ilkeleri hiçe saymak demekmidir ? Savaş kendi başına oldukça barbar can sıkıcı bir şey olmasına karşın eğer  masumları yada kutsal değerleri korumak içinse gayet saygı duyulacak bir eyleme dönüşür hatta iyi tarafı temsil edenler kahraman olarakda adlandırılabilir.Bazen zorunluluktur Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: 'Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize katından bir yardım eden yolla' diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz? Nisa 75

Ancak herşeyin ahlakı olduğu gibi savaşında bir ahlakı vardır ve PKK-PYD gibi örgütler için bu ahlak kriteri pekde önemli birşeymiş gibi gözükmez çoğu zaman.PYD önce rojavada ahlaksız bir iftira girdabının içinde (Rojava-kuzey suriye) bir katliamın yaşandığını ve bu katliamın müsebbiblerinin mücahitler olduğu tezini ortaya attı ardından Türkiyedeki örgüt elemanları ve sempatizanları yordamıyla ciddi bir kampanya yürüttü, bu kampanya oldukça sesde getirdi,hergün yüzlerce sivil masumun hayatını kaybettiği suriyeye azda olsa ilgi duyuldu ama PYD özelinden ve yalanlarla!!.Bu yalanlar ve kampanyalarla suriyede kürtleri savunduğunu iddia eden PYD nin rojava konusundaki aldatıcı politikası ise tüm dünyada yaygara kopardıktan sonra yabancı basın mensuplarının rojavada çekim yapmak istemesine müsaade etmemesiyle ortaya çıktı    http://www.medya72.com/index.php/boelge/bolge2/502-pyd-kuertler-katledildi-dedigi-koeye-kuert-gazetecilerin-de-girmesine-izin-vermiyor  bir örgüt tüm dünyada yaygara kopardıktan sonra yaygaraya esas neden teşkil eden bölgenin görüntülenmesini neden istemez ? neden basın mensuplarının ve bağımsız araştırmacıların halkla konuşmasına ve çalışmasına müsaade etmez ?!!! Tabiki bunun nedeni gayet açık PYD yalanının ve dahada önemlisi kendi suçlarının görünmesini istemedi.

PYD ayrıca koruduğunu iddia ettiği müslüman kürt halkına karşı, hemde tam mücahitlerin katliam yapıyor dediği rojavada kan kusturmuştur. . http://www.timeturk.com/tr/2013/07/08/suriye-amude-de-yapilan-katliam-pkk-ve-pyd-nin-ortak-organizasyonudur.html
Ceylanpınara düşen top mermileri kimden ?
Sahi bu top mermileri kimden ? Elde olan kanıtlar bizleri PYD-PKK nın halkı galeyana getirmek ve Türk  hükümeti üzerinde bir baskı yapabilmek için düzenli olarak top mermisi ve normal mermeiler ile ateş açabileceği sonucuna götürmektedir.En azından böyle düşünmek daha mantıklı gelmektedir eldeki kanıtları temel aldığımızda.

22 Mart 2013 Cuma

Evrenin Bir Amacı Varmı ?

Evren bir amaca yönelik olarakmı tasarlandı yoksa sonsuzdan beridir bu şekilde durmaktamı ? Tarih boyunca  
bilimadamları düşünürler hep bu sorunun cevabını bulmaya gayret gösterdi.Peki sorunun cevabı nedir ve bu neden önemlidir ?

Önce 1500 yıla yakın bir süre kadar  geri dönelim.O dönemlerde dünyanın hemen heryerinde bilimadamları ve düşünürler evrenin bir başlangıcı olmadığını düşünmekteydiler kısıtlı araştırma imkanlarında evrenle alakalı herhangi bir şey keşfedemiyorlardı.(Allahtan bir mucize olarak kuranda evrenin bir başlangıcı olduğu ve sürekli genişlediğinin bilgisinin verildiğini hatırlatmamız gerekli sanırm)Tabi haliyle ateist ve agnostik düşüncenin savunduğu bir durumun karşılığının gözlendiği düşünülüyordu hatta 1700 lü yıllarda yaşayan immanuel kant ''Evren yaratılmış bir şey değildir,eğer öyle olsaydı bir başlangıcı olurdu'' diyerek kendi ateist düşüncesini neredeyse tamamen evrenin bir başlangıcı olmadığı görüşüne dayandırmaktaydı.Böyle bakış açılarıyla dolu olan bir dünyada avrupada rönesans hareketleri başlamış ve din hepten kapı dışarı edilmişti artık ateist fikirleri savunmak daha kolaydı ve onlara göre zaten doğru olanda buydu.Taki Edwin hubble ın gezegenlerin birbirlerinden uzaklaştıklarını keşfetmesine varıncaya kadar(konumuz olan evrenbilim açısından incelersek),hubble ın keşfi evrenin sürekli genişlediğini gösteriyordu ama eğer evren genişliyorsa o halde bunun bir ilk hareketi olmalıydı herşeyi başlatan bir ilk  hareket.Hubble ın keşiflerinden sonra 1950 lere kadar pek tartışma yaşanmadı ancak bu tarihten sonra tartışmalar tekrar başladı ''Evren sonsuz değildi ve bir başlangıcı vardı'' tartışma bu görüşlerin üzerine bina edilerek yapıldı hatta bu tarihlerde sonrasında bu muhteşem yaratılışın anılacak ismi olacak olan big bang patlaması ismide dalga geçmek maksadıyla ''O zaman bu bir patlama ile olmuş olmalıdır bunada biz büyük patlama diyelim '' şeklinde radyoya demeç veren Fred hoyle tarafından verilmiş oldu.90 lı yıllarda kobe uydusunun kozmik arka fon radyasyonunun keşfi ile evrenin bir başlangıcı olduğu ve sürekli genişlediği kesinleşti.Buraya kadar evrenin yaratılmış olduğunu gayet rahat anlayabiliyoruz.Ancak evrenin sadece basitçe yaratılmış olmadığını çok kompleks bir sistemle adeta gözümüze sokula sokula yaratıldığını yani yaratılışın herkesin anlayabileceği kadar keskin ve etkileyici olduğunu insancı ilkeler adı verilen doğal sabitlerden anlayabiliyoruz bugüne kadar keşfedilen insancı ilke maddelerinden bazılarına göre

-Tüm fizik sabitlerinde çok küçük bir değişiklik evrenin tuzla buz olmasına neden olabilir

-Evrenin ilk patlama anında eğer evren daha hızlı genişleseydi madde tüm uzaya başıboş kaçacaktı eğer daha yavaş genişleseydi o zamanda madde hemen içine kapanacaktı bu iki durumdada canlılıktan bahsetmek imkansız..bu durum bir arabayı 500 metre yüksekten atıp tek tekerleği üstünde durdurabilemkten imkansız bir durum

-Evrenin ilk patlama anında madde eğer uzaya homojen bir şekilde yayılmasaydı tüm evrende kaosa neden olacak şekilde karadelik enflasyonu yaşanırdı,tabi bizde olmazdık

-Biz samanyolu galaksisinin spiral kollarından birindeyiz yani tam kenarda bir yerdeyiz bu sayede evreni rahatça gözlemleyebiliyoruz üstelik neredeyse hiç engel olmadan eğer spiral kollardan birinde değilde galaksinin merkezinde olsaydık görebileceğimiz tek şey toz bulutları olacaktı haliyle bu muhteşem yaratılışı belkide keşfedemeyecektik,evreni keşfedebilmemiz için özel olarak konumlandırılmışız...

-Oxford üniversitesi matematikçisi Roger penrose a göre evrenin şu anki konumunu alabilmesi ihtimali 10 üzeri 128 de 1 ihtimaldir yani kentrilyon kere kentril kere kentrilyon kere kentrilyonda bir bile değildir ihtimal olarak

yani evrenin yaşanabilir bir evren olması ihtimali kendiliğinden zekice bir müdahale olmadan imkansız bir şeydir...

Bu maddeler dahada arttırılabilir ancak burada keseceğiz..şimdi bazı sorulara geçeceğiz

Neden evren bizim onu anlamamızı ister şekilde görünmektedir ? hatırlayın galaksimizin merkezinde yada spiral kollar hariç bir yerlerde olsaydık ya hiç gözleyemeyecektik yada çok sınırlı gözleyecektik

Neden bu kadar kompleks görünmektedir ? Tahmin edebileceğiniz gibi komplekslik zekayı gerektirir,söz gelimi iki tane tuğla tesadüfi süreçler sonunda üstüste gelebilir (bu bile zor aslında ama!!) 150 tane tuğlanın yerli yerinde olması kesinlikle kompleksliktir ve bir zekanın işin içinde olduğunu gösterir

Agnostik ve ateistler evrendeki şartların zaten böyle olmasaydı bizimde olamayacağımızı söylerler o yüzden bunlara göre olağanüstü şeyler olamayabilirler! gerçekten öylemi ?

Söz gelimi bir idam mahkumusunuz ve karşınızda kana susamış tam 100 adet keskin nişancı,sadece 20 metre ötenizden size ateş edecekler ve her birinin şarjöründe ortalama 50 adet mermi var.Atışlar başlıyor dakikalar sürüyor mermileri bitirmek ancak tüm atış bittiğinde bir garip durum yaşanıyor; Siz hala yaşıyorsunuz !!

Böyle bir durumda ne dersiniz ? Zaten vurulmuş olsaydım şuan ölmüştüm bu mucize değilmi dersiniz yoksa 100 keskin nişancı 5000 adet mermiyi 20 metre öteden bitirdiler ve ben hala canlıyım deyip sebebinimi araştırıdınız ?

Tabiki böyle bir mucize neden gerçekleştiğini sizi neden vurmadıklarını araştırırdınız değilmi.Peki bu mucizeden kat kat büyük olan yaratılış mucizesi için neden hiç düşünmüyorsunuz ?

''Ey insan! Üstün kerem sahibi olan rabbine karşı seni aldatıp yanıltan nedir ?'' İnfitar süresi 6

http://www.privilegedplanet.com/


18 Şubat 2013 Pazartesi

Tesadüfi Süreçler Bilgiyi Üretebilirmi ?

Tesadüfle organizasyonu  nasıl ayırırsınız ? Birşeyin tesadüfen yada bir başka değişle rastgelemi olduğunu ayırmanın en iyi yolu nedir ?

Cevapları tahmin etmek zor değil,tabiki sürecin,maddenin yada organizasyonun bilgi içerip içermediğine bakarak.Peki bunu nasıl anlarız ? Çok basit bir cevabı var ve bir örnekle gayet iyi anlatılabilir...

Ünlü doğa bilimcisi ve Allah adamı William paleyin ünlü örneği ile tabiki;  Paleye göre ormanda yürürken ayağımız yere takılsa ve düşsek ,düştüğümüz yerdede bir saat bulsak bunun tasarlandığını kolaylıkla anlayabiliriz peki ayağımızın takıldığı taşın konumu içinde aynı yorumu yapabilirmiyiz ? Çok yüksek olasılıkla o taş rastgele süreçler sonunda son şeklini aldı ve yine aynı süreçler eşliğinde o anki konumuna ulaştı.

Peki kendimiz için yada anthropic principle için bu testi kullansak sonuç ne olur ? Biliyorum neler düşündüğünüzü ''bundan basit ne olabilirki'' diye hayıflanmış ve beni kınamış olabilirsiniz ancak şu anda size aptalca gelen bu düşünceye onbinlerce insan tereddütsüz inanıyor evet tesadüfi şartların ilk hücreyi ürettiğine ve aslında daha öncesinde insancı ilkeleri gezegene hakim kıldığına,gözünüzün ,bağırsağınızın yada diğer komplek organınızın tesadüfi süreçler sonucunda bugünkü yeteneklerini kazandığına.Aslında sorun bir inanç problemi çağımızın en etkili yobazları maalesef ateistlerdir kendi vicdanlarıda çoğu zaman kabul etmesine rağmen körü körüne bir inançla inançlarını korumaya devam ederler.

Bu inançlardan en büyüğü evrimsel süreçlerin aslında yenilik üretemeyeceğinin bilinmesine rağmen bu inancın sürdürülmesidir.Ama son zamanlarda belçikada yayınlanan bir çalışma  http://www.ugent.be/en/news/bulletin/prehistoric-dna.htm  durumun değişebileceğini iddia ediyordu,açıkçası umud vaadediyordu.Aslında bu makale teşbihte hata olmazsa modern sentetik teoriyi (Evrim teorisinin son hali )kurtarıyordu makalenin yazarlarının teorik iddialarına göre.Makale bir yere kitlenerek okuyucunun ilgisini en önemli konuya çekerek başlıyor yazıya.

 ''Darwinin teorisindeki en büyük problem yeni kompleks yapıların nasıl oluştuğu ile alakalıdır''

Evet bu gayet anlaşılır bir problem ve modern sentetik teorinin en yumuşak karnı.Makalenin yazarları makale boyunca hiçbir yerde keşfettikleri bir yenilikten bahsetmiyorlar,halbuki başlık çok iddialı idi.Makaleyi baştan sona okuduğunuzda en nihayetinde yazarlar birkaç yeni kabiliyetten bahsediyorlar bazı enzimler tarafından gerçekleştirilen.Onlar açıkça şunu itiraf etmek zorunda kalıyorlar ''Atasal enzimlerden evrimleşen birkaç enzimin hücre için maksimum verimi verdiğini gördük'' (vurgular bana ait)

Makalenin en can alıcı yeri ise sanırım şurası ''Kopyalama öncesi ancmals enzimi zaten fonksiyonel ve bazı değişik aktiviteleri yapabilecek kabiliyete sahipti''Yani makalenin sahipleri makalenin başlığının aksine şunu kabul etmiş oluyorlar.Evrim bazı ayarlamalar yapabilir genler üzerinde ancak bilgi her zaman bilgiden gelir.Bu düzenlemeyi elinizdeki salatalık ile yapabileceğiniz salata çeşitleri gibi düşünebilirsiniz,peki salatalık nasıl var oldu? Rastgele mutasyonlar eşliğinde doğal seleksiyonmu ?

Bilginin kaynağı nedir ? ve insanoğlu olarak neden entellektüeliz ?

Tur süresi 42 . Yoksa hileli-bir düzen mi kurmak istiyorlar? Fakat (asıl) 'o inkar edenler hileli-düzene düşecek olanlardır.

25 Eylül 2012 Salı

ÇÖP DNA; EFSANE SONUNDA BİTTİMİ ?

Pekçok genetik öğrencisi  DNA'nın çok büyük kısmının işe yaramaz evrimsel kalıntı olduğunu ders kitaplarından ve hocalarından öğrendi.Bu masalın gerçek bir keşif gibi gündemde kalmasını sağlayan darwinistler ise iddia için kanıt üretmekten çok DNA çalışmalarının çok yeni oluşu ve bu sebepten pekbir şey bilmeyişimizin üzerine bu ezberi bindirdiler.Bu nedenle İnsan genom araştırmaları DNA'nın geri kalanına odaklandı aslında tüm konuyla ilgilenenler ve darwinistlerin ideolojileri için gerçekleri saptırmaktan geri kalmayan özellikleri yüzünden tüm şüpheciler ve evrenin üstün bir yaratıcı tarafından yaratıldığı görüşünü kabul edenler darwinistlerin kanıt getirmeden sırf cehalet üzerine bina ettikleri görüşü sorgulamaya başladılar.

Ama problem şu noktada odaklandı neden %98 işe yaramaz ? neden bunlar elimine olmadılar öyle ya doğal seleksiyon denen bir şey var.Darwinciler genelde işe yaramaz olarak gördükleri bu kısmı denenmiş mutasyon kalıntıları olarak görme fikrini benimsediler.Şurada http://www.nature.com/nature/journal/v284/n5757/abs/284601a0.html  ve şurada ünlü birkaç darwincinin    http://www.nature.com/nature/journal/v284/n5757/abs/284604a0.html    bu görüşlerinin en popüler hallerini bulmanız mümkün.

(Çöp DNA kavramı şimdilerde modası geçmiş işte öylesine bir evrimci hikaye olarak anılıyor)



2000 li yıllara gelininciye kadar bir gerçek gibi ders kitaplarında okutulan çöp DNA kavramı genel olarak Richard dawkins,russel do little ve leslie orgel gibi ünlü bilimadamlarının apriori kabullerini konuyla alakalı herkese apriori bir şekilde kabul ettirmeleri neticesinde güçlü kalmıştı.Ancak pekçok araştırmadan sonra durum darwinciler açısından temiz olmaktan çok uzak.9 yıllık bir çalışmanın ardından ENCODE (encyclopedia of DNA elements) 30 sayfalık bir rapor yayınladı yaptıkları keşiflerle alakalı   http://www.nature.com/nature/journal/v489/n7414/full/489045a.html       Nature'ın editörü konuyla alakalı ''Yapılan araştırmalardan sonra ortaya çıkan pekçok önemli faktör arasında en önemlisi genlerin %80 ninden fazlasının en az bir işlevi olduğunun gösterilmesiydi''  .Keşif o kadar önemli ve çığır açıcıydıki tek yorum bundan ibaret kalamazdı   şurada   http://www.nature.com/news/encode-the-human-encyclopaedia-1.11312  ve şurada http://www.nature.com/nature/journal/v489/n7414/full/489052a.html  daha farklı çıkan sonuçları yorumlayan güzel yazılar mevcut.

Bulunan %80 lik oran bütün paradigmayı kökünden değiştirecek güce sahip.Bu şu anlama geliyor biz şimdi dawkins ve do little gibilerin cehaletten gelen yorumlarını reddetmeli ve ''işte kanıt diyebilmeliyiz'' çünkü protein kodlamayan genler ,protein kodlayan genlerin kontrolünü sağlıyor ve onlara daha pekçok avantaj sağlıyor bunu şöyle düşünebiliriz bir market sadece raftan ibaret olamaz ,raflardaki ürünlerin fiyatları belirlenmeli ,marketin muhasebesi tutulmalı faturaları ödenmeli vs

bu keşifler yaratılışla çok yakından alakalıdır ve yaratılışımızın güzide kanıtlarındandır.

Birincisi pek çok yaratılış karşıtı argümanları arasında çöp DNA kavramını kullanıyordu artık kullanamayacaklar (en azından bilgiye saygı duyanları)

İkincisi yapılan 9 yıllık araştırmalarla bir mühendislik harikası ortaya çıkarılmıştır.Başından beri yaratılış görüşünün ''şöyle olabilir,şu işede yarıyor olabilirler'' önermeleri doğru çıkmış oldu.

Yaratan hiç yaratmayan gibimidir.Hiç öğüt almazmısınız-Bir kuran ayeti


Bu yazı genel olarak  http://www.arn.org/blogs/index.php/literature/2012/09/10/encode_the_junk_dna_concept_must_be_cons   adresindeki yazıyla şekillendirilmiştir.





4 Eylül 2011 Pazar

Hayat Neden Tesadüfen Oluşamaz

Şöyle bir canlılar dünyasını düşünün çok farklı canlı tipleri göreceksiniz,kuşlar,filler,inekler,yarasalar birazda bitkilere gelelim çilekler,portakallar yada muzlar ne kadarda birbirlerinden farklılar değilmi? yo hayır aslında birbirlerinden çokda farklı değiller eğer yeterince detaya inerseniz birbirinden çok farklı görünen canlıların aslında birbirlerine çok benzediklerini göreceksiniz bu kastettiğimiz yeterince detay molekül boyutudur yani DNA-RNA boyutlarına kadar gelmek lazım.İşin o kısmını yeterince ele almadan önce bu mucize gezegende bizimle birlikte yaşayan tümcanlıların ve esasında bizim nasıl hayat bulduğumuzu sorgulamamız lazım biraz, ortodoks görüşe göre hayat ''3.5 milyar yıl önce birçok kimyasalın bulunduğu bir çorbada varolmuştur'' bu konuyla ilgili çok can alıcı birsoruda teorilerle birlikte çıkmıştır ''bu senaryo için minimum kaç aşama gerekmekte'' araştırmalar gösteriyorki multimilyonlarca aşama gerekiyorki bu aşamalardan bazıları ''indirgenemez kompleks'' aşamalar.....

Multimilyonlarca aşamanın tamamını burada zikretmek zor olur ancak bu inanılmaz olayın kendi kendine gerçekleşmesi için gereken kademelerin anahatlarını buradan verebiliriz...

1-Basit moleküllerin komplex moleküllere dönüşmesi

2-Komplex moleküllerin basit organik moleküllere dönüşmesi

3-Basit organik moleküllerin komplex organik moleküllere dönüşmesi

4-Nihai olarak komplex organik moleküllerin DNA veya benzeri bilgi depolayabilen moleküllere dönüşmesi

5-Tüm bunların sonuçta canlı bir hücreye dönüşmesi

yukarıda anahatlarını özetlediğimiz bu süreç aslında multimilyonlarca geçiş gerektiriyor genelde bilimadamlarının yaptığı bu geçişler için evrim teorisinin büyük kısmında yaptıkları gibi ''işte öylesine hikayeler'' üretmek

Modern Zamanlarda Abiogenesis Araştırmaları

Sıcak çorba teorisi hala evrimciler arasında en çok tutulan hikayedir.Bu hikayenin kökeni Rus bilim adamı Alexander oparine dayanmaktadır.Ama bu teoriyi en çok popüler hale getiren stanley miller ve harold ureydir hatta bu hipotez zamanla miller-urey deneyi olarak anılmaya başlamıştır.

Yaşam tarihi boyunca en popüler ‘’kendi kendini örgütleme’’ deneyi miller ve urey tarafından gerçekleştirilmiştir.miller urey deneyi aparat olarak metan,amonyak,hidrojen ve su buharı (dünyanın erken atmosferinde bulunduğu düşünülen gazlar) kullanmıştır yaklaşık bir hafta boyunca bu gazların karışımına bir çeşit elektrik ve özel müdahalelerle tepkimeye girmeye zorlanmıştır.Sonuçta bir hafta sonra yaşamın kimyasında kullanılan 20 aminoasitten 10 u oluşan bir kırmızı lekede bulunmuştur.Millerın deneyinde oluşan aminoasitlerin yapısı karmakarışıktı hatta çoğu canlılıkta bulunmayan sağ elli aminoasitlerdi halbuki canlılığın yapısında kullanılan aminoasitler hep sol ellidir.Bütün karbonhidrat polimerleri sağ ellidir bunun tersi hücre için ölüm demektir.Horgan millerın deneyini şöyle yorumluyor…

Ama bu deney neyi kanıtlıyorduki ? …. Aslında hiçbirşeyi çünkü miller deneyinde soğuk tuzak denilen bir mekanizma kullanmıştı bu mekanizma sayesinde aminoasitleri daha oluşur oluşmaz ortamdan izole ediyordu.Eğer böyle yapmasaydı amioasitler oluştuktan kısa süre sonra çevre koşulları nedeniyle yok olacaklardı.Ama her mantıklı insan onay verecekdirki ilkel dünya koşullarında böyle mekanizmalar bulunmamaktadır.Nitekim miller soğuk tuzak kullanmadığı deneylerde tek bir aminoasitbile elde edememişti.Yine can laıcı birnoktada millerın gerçekte dünyanın ilkel atmosferini taklit edemediğidir çünkü bilim adamlarına göre dünyanın ilkel atmosferinde ‘’metan,amonyak’’ değil azot ve karbondioksit bulunuyordu.Peki bunun önemi nedir? Eğer miller amonyak kullanmasaydı aminoasit sentezlemek bir hayal olacaktı.

İtirazlar gitgide uzuyor devam etsek sıkılabilirsiniz oyüzden burada kessek fena olmaz bir bilim adamına göre

‘’Millerın sonuçları pek çokları için oldukça çekiciydi,yaşam sıcak sulu çözelti olarak adlandırdığımız çorbadan kendi kendine varolabilirmiydi.Miller bana şöyle dedi ‘’yaşamın gizemini çözmekten 40 yıl önceye göre daha kötü durumdayız’’

Şimdi biz çok daha iyi biliyoruzki aminoasitler yaşamın temel taşıdır,bloklarıdır.Biryerlere rastgele alfabeden harfler yazabilirsiniz ama bunun anlamlı bir dize getirmesini bekleyebilirmisiniz.Şöyle düşünün bir maymunun eline bir makine verin maymun her makineye bastığında yeni bir harf meydana gelsin bu şekilde 1 yıl izleyin maymunu, maymun bu süreç boyunca hiç durmadan sürekli yan yana yeni harfler meydana getirsin bir yılın sonunda keloğlan karakrala karşı hikayesini yazmasını beklermisiniz? Eğer bunu nasıl bu maymundan bekleyemeyeceksek ilkel atmosfer ve diğer doğa şartlarındanda protein veya diğer bilgi içeren molekülleri üretmesini bekleyemeyiz.Çünkü bilgi tesadüfen oluşamaz.Miller ve onun gibi düşünenleri hayal kırıklığına uğratan asıl gerçek ise hayatın 1980 lerde düşünülenden çok daha karmaşık ve bilgi içeren yapısıydı.Bilgi tesadüfen oluşamaz….aslında bu yazı bu konunun iyice minyatürleştirilmiş bir hali daha detaylı bilgi almak isteyen arkadaşlar...


http://www.trueorigin.org/abio.asp


http://www.intelligentdesign.org/


ve http://www.harunyahya.org/ sitelerinide yoklayabilirler

‘’Sizleri Biz yarattık, yine de tasdik etmeyecek misiniz?’’ Vakıa 57

21 Ağustos 2011 Pazar

Ölümsüzlüğün Belirtileri

Başlık patrick glynn'in kitabından bir bölümün ismi, alt başlık post seküler bir dünyada inanç ve bilimin uzlaşması.Eski bir ateist olan glynn ateizmden nasıl döndüğünü anlattığı kitabında(Kanıt,Gelenek yayınları) pekçok bölüm bulunuyor

-Bir ateistin oluşumu ve parçalanışı
-Evren tesadüf değildir
-Psikolojide sekülerizm sonrası
-İnanç ve Doktorlar
-Ölümsüzlüğün belirtileri
-Akıl ve ruh

bu 6 bölümün gerçekten tamamının okunması gerektiğini düşünüyorum ancak esasen benim için en zarif bölüm ''Ölümsüzlüğün belirtileri'' isimli bölüm oldu kitabın bu kısmında glynn ölüm deneyimi yaşamış ancak tıbben belli bir müddet sonra yaşama dönmüş kişilerle bilimadamları tarafından yapılan söyleşiler ve bilimadamlarının görüşlerine yer veriyor

Kalp krizi ve ölüm olarak isimlendirilebilecek fiziksel durumlar yaşayan denekler,kendi bedenlerinin dışına çıkma ve bu tür tecrübelerin başlangıcından itibaren gerçekleşen tıbbi bir resüsitasyon süreci yaşadılar.Bu tür tecrübeleri yaşayanlar huzur,rahatlık,sıhhatlilik içerisinde ani seyahatler yapabilme durumlarından bahsettiler.Genelde bir tür tünelden geçen bu kişiler tünelin sonunda bir ruhani varlıkla karşılaştılar ruhani varlığın yardımıyla hayatlarını gözden geçirdiler deneklere göre bu ruhani varlık onlara neleri doğru neleri yanlış yaptıklarını gösteriyordu.(1)

Pekçok bilimadamı tarafından şüpheyle yaklaşılan deneklere Florida üniversitesinde kardiyolog olarak çalışan DR.Michael Sabon'da şüpheyle yaklaştı.Sabona göre ruh diye birşey yoktu ve bu konuyu aydınlatmayada oldukça kararlıydı (2)..vurgular bana ait..

Sabom Atlanta gaziler hastanesine konuyla ilgili çalışmalar yapmak için gitti.Orada ölüm eşiği tecrübesi yaşamış 71 hasta ile röportaj yaptı.Sabom yaptığı röportajlarda daha önce duyduğuklarına paralel şeyler duydu.Üstelik deneklerden 4'ü kendi bedenlerinin iyileşme sürecini izlediklerini iddia etmişlerdi.Sabom hastalara yapılan işlemlerin raporlarının birer kopyasını elde etmiş ve karşılaştırıyordu sonuçlar gerçekten sabom için sürpriz oldu.Çünkü hastaların anlattıkları hastane raporlarıyla birebir örtüşüyordu yani tıbbi süreçlere uygundu.Hastalar normalde gözlemeleri mümkün olmayan şeyleri detaylarına varıncaya kadar anlatıyorlardı.Bu bölümden en çok etkilendiğim örneği ekliyorum aşağıya

Örneğin floridadan 52 yaşlarında bir gece bekçisi,Saboma kalbinin açılması ile ilgili operasyonu ayrıntılarıyla anlatmış ve ameliyat masasında olduğu halde bu süreci gözlemlediğini iddia etmiştir.Bekçinin anlattıkları,doktorun yazdığın rapora harfiyen uyuyordu.O bu durumu şöyle anlatmıştır:

Üzerime ameliyat örtüsünü örttükten sonra narkozcu,görevini yapmaya başladı bütün bunlar olurken birden herşeyin farkına varmaya başladım....sanki başımın birkaç metre üzerinde bir odadaydım ve odada farklı bir insandım.Orada olan ve beni şaşırtan bütün olayları hatırlayabiliyorum.Bedenimde açtıkları deliğe birtakım aletler koydular:Sanırım ona mengene ismini verdiler ve bütün o bölgeyi sıkıştırdılar.Her yerin kan olacağını zannetmiştim ama gerçekten ortada fazla kan yoktu. kalbimin yüzeyi pembemsi ve sarıydı.Sarı olan kısmının kalın bir peçete olduğunu düşündüm.Kalbin sağında ve solunda kalan kısımlar diğer bölgelerden koyuydu.. onların kaburga kemiklerimi birbirinden ayıırken kullandıkları bıçağıda sana tasvir edebilirim..

Sabom bekçinin anlattıkları ile doktorun tuttuğu kayıtları birebir karşılaştırdı.Anlatılanlarla kayıtlar bütün ayrıntılarıyla örtüşüyordu.Bunu sabom ''sanki o tüm süreci gözüyle görmüş gibiydi'' şeklinde ifade etmişti

kitabın bu bölümü gerçekten çok uzun ve buraya sığdıralabileceğini sanmıyorum bölümün kalan kısımlarında ruhun yavaş yavaş literatüre girebileceğine dair cılız söylevlerde bulunuyor ...bu durum bize neyi gösteriyor olabilir o hiç düşünmek istemediğimiz ölümün gerçekte bir son olmadığını Allaha karşı sorumlu olduğumuzu gönderilen elçilerin mesajlarına kulak vermemizi olabilirmi ?

''O amelce hanginizin daha iyi davranacağını tespit için ölümü ve hayatı yarattı''



(1) Patrick glynn-Kanıt s.108
(2) Patrick glynn-Kanıt s.109